Philip Hauge Abelson kimdir? Hayatı ve eserleri hakkında bilgi

kihaes 12/15/2015 0

Philip Hauge Abelson kimdir? Hayatı ve eserleri hakkında bilgi: (1913) Amerikalı fiziksel kimyacı. Uranyu­mun izotoplarını ayırma yöntemini geliştirdi ve McMillan ile birlikte, uranyumötesi elementlerin ilki olan neptünyumu buldu. 27 Nisan’da Tacoma’da (Washington) doğdu. Berkeley’deki California Üniversitesi’nde öğrenimini ve doktorasını tamamladıktan (1939) sonra, aynı yıl Washington’daki Carnegie Institution’ın Yeryüzü Manyetikliği bölümünde araştırma asistanlığına geti­rildi. 1941-1946 yıllarında Philadelphia’daki Deniz Kuvvetleri Araştırma Laboratuvarı’nda çalıştı. Ardın­dan öğretim üyesi olarak Carnegie Institution’a dön­dü. 1953-1971 arası aynı kuruluşun jeofizik laboratuvarı yöneticiliğini, 1971-1978 arasında da kurumun başkanlığını yaptı. American Association for the Advance of Science tarafından yayımlanan ve dünya­nın önemli bilim dergileri arasında yer alan Science’ın yönetimini üstlendi (1962).

Atomların temel yapısı ancak 1930’larda anlaşıla­bilmiş, uranyumötesi elementleri elde edebilmek için ilk girişim ise 1934’te italya’da, Fermi ve Segre tarafından başlatılmıştı. Uranyum çekirdeğinin ser­best nötronlarla bombardıman edildiği bu deneyler sırasında uranyumötesi elementler oluştuysa da, de­ney sonuçları yalnızca fisyon olayı açısından incelen­mişti. Abelson, Carnegie Institution’da araştırma asistanı olarak çalıştığı yıllarda, uranyum çekirdeğinin parçalanmasıyla açığa çıkan radyoaktif element grup­larını incelemeye başladı. 1939 sonlarında uranyumun fisyon ürünlerini tanımladıktan sonra çalışmalarını Edwin McMillan ile birlikte sürdürdü. İki fizikçi, Berkeley’deki siklotronda uranyum oksidi nötronlar­la bombardıman ederek bir fisyon olayı yarattılar. Tepkime sonunda ortaya, kendiliğinden beta tanecik­leri salan, atom ağırlığı 239, atom numarası 93 olan yeni bir radyoaktif element çıkmıştı. Abelson ve McMillan 239 atom ağırlıklı ve 92 atom numaralı uranyumun fisyon sonucunda, ağırlığı önemsenme­yecek kadar küçük olan eksi yüklü bir beta taneciği kaybedince, atom ağırlığını değiştirmeksizin bir pozi­tif değer kazanarak bu elemente dönüştüğünü açıkla­dılar. 1940’ta neptünyum adı verilen uranyum-93, laboratuvarda elde edilen ve tanımlanan ilk uranyum­ötesi elementtir. Abelson ve McMillan, bu yeni elementin, atom numarası 94 olan bir başka radyoak­tif elemente dönüşebileceğini de vurguladılar. Ger­çekten de, bir yıl kadar sonra plütonyum olarak bilinen uranyum-94 keşfedildi. Bugün sayıları 10’u aşan uranyumötesi elementler laboratuvarlarda elde edilmekte ve atom pillerinde kullanılmaktadır.

  1. Dünya Savaşı yıllarında, Deniz Kuvvetleri Araştırma Laboratuvarı’nda da aynı konu üzerinde çalışmalarını sürdüren Abelson, 1943’te uranyum izotoplarını ayırmak için bir yöntem geliştirdi. “Gaz yayınımı” adıyla bilinen bu yöntem, bugün de en çok uygulanan izotop ayırma yöntemlerinden biridir. Gazların gözenekli çeperler arasından yayınma hızla­rının farklı olması ilkesinden yola çıkan Abelson, gaz halindeki uranyum heksaflüorürü gözenekli bir çe­perden geçirerek, doğal uranyumun bileşimindeki başlıca iki izotopu, U-235 ve U-238’i birbirinden ayırmayı başardı. Bu yöntem, ABD’de atom bombası yapımına da temel oldu. Abelson, ilk nükleer denizaltının yapımında da öncü olmuştur. Nükleer güçle çalışan bir denizaltı yapma düşüncesi ABD’de ilk kez 1939’da gündeme gelmiş, ancak savaş yıllarında atom bombası projesine ağırlık verilmesi nedeniyle bir süre ertelenmişti. Savaş sonrası, ABD Deniz Kuvvetleri Araştırma Laboratuvarı yöneticisi Ross Gunn ve Abelson, nükleer enerji santrallarıyla ilgili bir rapor hazırlayarak, nükleer güçle çalışan ve nükleer başlıklı füzeler taşıyabilen bir denizaltının yapılabileceğini belirttiler. 1946’da Gunn ve Abelson’ın yönetiminde başlatılan çalışmalar sonu­cunda gerçekleştirilen ilk nükleer denizaltı, “Nauti­lus”, 21 Ocak 1954’te denize indirildi.

1946’dan sonra çalışmalarını büyük ölçüde biyofi­zik alanına kaydıran Abelson, tıpta radyoaktif izo­topların kullanımına öncülük etti. Bu yöntemle, bugün birçok hastalığın tanısı ve tedavisi yapılabil­mektedir. Carnegie Institution’ın Jeofizik Laboratu­varı’nda görevliyken, mikroorganizmaların, özellikle aminoasitlerin biyosenteziyle ilgilenen Abelson, 1955’te, fosillerde proteinin yapıtaşları olan aminoa-sitlere rastladı. Bir yıl sonra da yaklaşık bir milyar yaşındaki kayalarda yağ asitlerinin varlığını saptadı. Canlıları oluşturan bu temel maddelerin varlığının bu denli eskilere dayandığının anlaşılması, evrimin kim­yasal özelliklerine ışık tutması açısından önemlidir.

YAPITLAR:

  1. Biosynthesis in Micro-organisms, 1953, (“Mikroorganizmaların Biyosentezi”);
  2. Studies in Biochemistry in Escherichia Coli (ortak çalışma), 1955 (“Esche-richia Coli Üzerinde Biyokimya Çalışmaları”);
  3. Energy for Tomorrow, 1975, (“Yarın İçin Enerji”).

Kaynak: Türk ve Dünya Ünlüleri Ansklopedisi, 2. cilt, Anadolu yayıncılık, 1983

Yorumlar kapalı.