Mehmed Aslan kimdir? Hayatı ve eserleri:

kihaes 12/10/2014 0

Mehmed Aslan kimdir? Hayatı ve eserleri: Kelbecer’in Laçin kentinde doğan Mehmed (Memmed) Aslan, (1939-1945) 2. Dünya Savaşı’ndan sonra hemen babasını kaybetmiş, anası ile beraber Karabağ’a göçmüştür. Orada bir akraba yanında çobanlığa başlayan Aslan, “Ahmed Mual­lim” adlı sevdiği bir öğretmenin teşvik ve yardımlarıyla okula başlamıştır. 1962’de Azerbaycan Pedagoji Enstitüsü’nü bitiren Aslan, Kelbecer’de bir süre dil ve ede­biyat öğretmenliği yapmıştır. Şimdi, şiirden edebiyattan başka bir “meslek” dü­şünmediğini “kalemi ile yaşamak” istediğini, şu kıtasında anlatmaktadır:

“Sepip yeşertirem sözü kelmeyi Ayrı sanatım yok, ayrı işim yok.

Tanıtsa bir mısra tanıtır beni,

Ayrı sanatım yok arayışım yok”

Kendisi klâsik Divan edebiyatında Fuzulî’yi, Halk şiirinde ise (şifahî şiir) Âşık Elesger’ı “zirve” olarak görmektedir… Kendisi daha ziyade Elesger tam, halk söy­leyişine, dörtlük ve koşmalara, âşık geleneğine meyilli olan Mehmed Aslan, bu gelenekli şekiller içinde tasavvufî düşünceye de zaman zaman yöneldiği görül­mektedir. Şair böylece yurdunun, Türklüğün, dünyanın, insanlığın meselelerini dile getirmektedir. Bu özellikleri ile Aslan kaynaktan ve ustadan yetişme “eli saz­lı” bir Halk şairi olmayıp Türkiye’deki Abdurrahim Karakoç, Kul Ozan ve Osman Atilla gibi âşık tarzında yazan aydın şairler arasında yer almaktadır.

Köylerden, kasabalardan, folklordan beslenme rahat ve açık bir dille, ferdî, mil­lî vatanî duygularını dile getiren Mehmed Aslan (Temmuz 1990, 3 sayılı Kubbealtı Akedemi Mecmuası’nda., Said Başer’le yaptığı mülakatta şiirini şöyle değerlen­dirmektedir;

“Bir edebiyatçı ne zaman siyasetten, cemiyetten kenarda kalırsa o milletin, o halkın evlâdı değildir. Biz hepimiz bir gerçeği yaşıyorsak ve o şair de, yazar da o gerçekliğin içerisindedir. Aslında eserimiz, şiirimiz ondan doğuyor.

Ben sanatımın birinci devrinde daha ziyade tabiattan yazan bir şair gibi tanı­nırdım. Folklorla bağlı, folklorun dev şahsiyetleri ile ilgili sıradan şiirler yazmış­tım. Ama bu hadiselerden beri, tek bir ne muhabbet, ne tabiat….hiçbir şey….Yukarılı aşağılı elli şiir yazdıysam, ellisi de başımıza gelen bu târihî felâketten kaynak­lanan şiirlerdir.”

M. Aslan’ın burada “tarihî felâket” dediği 20 Ocak 1990’da Sovyet halklarının Bakû’ya girerek, geçe yansı, sokakta rastladıkları, Türk-Azerî gençlerini şehit et­meleri olayıdır. Azerbaycan’da, bağımsızlık kıpırdanışları olurken, o tarihte önce Ermeniler Türklere saldırtılmış, ardından Ruslar, kör makinalar halinde, sırf hür­riyet isteyen halkımızı susturmak için yüzlerce genci şehit etmişlerdir. Bu olay Azerbaycan’da millî bir ıstırap ve büyük ruh kargaşalığı ve hayal kırıklığı doğur­muştur. Şehit gençler, yüzlerce tabut içinde üzerinde bahçeler dolusu karanfil serpilmiş olarak Şehitler Bağı’na getirilerek gömülmüşlerdir.

(Benim de huzurlarında divan durarak Fatiha okuduğum) Bu gençlerin şehit edilmeleri, o zaman Türkiye ve Azerî basınında ve şiirinde ve yazılanınızda acı akisler yapmıştır. Onlar için yazılan en güzel şiirlerden birisini ise Mehmed Ars­lan “Ağla Gerenfil Ağla” adıyla meydana getirmiştir. Aslan’ı böylece kanlı bir is­tiklâl olayının sözcüsü haline getiren “Ağla Gerenfil Ağla” şiirini aşağıya alıyo­rum:

AĞLA GERENFİL AĞLA

I

Göyler yaman ganşıg,

Ağla gerendi, ağla.!

Sis gelir gan ganşıg,

Ağla gerenfil, ağla!

Bu gece ifrit, gece,

Bu gece, niîret gece,

Gudurmuş bir it gece,

Ağla gerenfil, ağla!

Gece fitne tohuyur,

Kim yazır, kim ohuyur?

Bu hava gan gohuyur,

Ağla gerenfil, ağla!

Bu gece, cellad gece

Bu gece, zulmet gece,

Bu gece, zillet gece,

Ağla gerenfil, ağla!

Göy gübbe yere çökür,

Hönkürür, hönkür hönkür,

Bu gece ağır çekir:

Ağla gerenfil, ağla!

Gece gurşun doğacag,

Ganlı goşun doğ cag,

Gan bayguşun doğacag,

Ağla gerenfil, ağla!

Eli yalınlar üste,

Tank gelir deste deste,

Celladlar durup gesde:

Ağla gerenfil, ağla!

Yoluna gülle çıhsag, Evezi:

Gülle ancag!

Dost zeif, düşman alçag!

Ağla gerenfil, ağla!

Getmeye yerim mi var,

Adil mi, Kerim mi var?

Garabekirim mi var?

Ağla gerenfil ağla!

Yol derindi yohuşa

Gelmez mi Enver Paşa?!

Bu derdi çahsın d aşa…

Ağla gerenfil, ağla!

Ganimizi ne çekdi…

Ömür guru çiçekdi,

Nuru Paşa gecikdi;

Ağla gerenfil, ağla!

Düşünülmüş plânlar,

Gerçekleşmiş yalanlar….

Şahe galhıp ilanlar,

Ağla gerenfil, ağla!

Ev eşik gülle-baran,

Kesilmir gülle bir an.

Gurşun yeyir, genç, piran,

Ağla gerenfil, ağla!

II

Lailaheillallah!

Lailaheillallah!

Gurşağa çıhdı günah!

Gıldı mı Hagg’a penah!?

Ağla, gerenfil.ağla!

Canlardan o sedd hanı?!

Can gedib, cesed hanı?!

Ecelden fürset hanı?!

Ağla, gerenlil, ağla!

Gerenîil, şehid gani!

Gan götürdü dünyanı…

Ağla, inlet meydanı,

Ağla, gerenîil, ağla!

Cavanlara gıydılar;

Tanklar altda goydular.

Ganim içib doydular,

Ağla, gerenîil, ağla!

Uzag menzil, acı yol,

Yoldu, yol, elacı yol!

Şehidlere bacı ol;

Ağla, gerenîil, ağla!

Ne ocakdı çatmısan?!

Feleği ağlatmısan!

Al gamma batmısan,

Ağla, gerenîil, ağla!

Eşg, sevda gilesiydin,

Honcada gelesiydin,

Toylarda gülesiydin,

Ağla, gerenîil, ağla!

Daha seni gördükçe,

Göze batar o gece,

Bu güçsüze, o güce

Ağla, gerenîil, ağla!

Behti asılan gıza,

Hünerde aslan gıza,

Toyu yas olan gıza

Ağla, gerenîil, ağla!

Bu günahsız ganlara,

Bu didilmiş canlara,

Bu cansız cavanlara

Ağla, gerenfil, ağla!

Bu gara yazılara,

Bu körpe guzulara,

Bu ölen arzulara

Ağla, gerenfil, ağla!

Hara gedir bu ganlar!?

Od püskürür vulkanlar!

Boş elimiz, galhanlar,

Ağla, gerenfil, ağla!

Heyre şer üstün geldi,

îniltili ün geldi…

Ağlamalı gün geldi:

Ağla, gerenfil, ağla!

Bakû, 20 Yanvar

(Ocak 1990, Rus ordusunun Bakû’ya girdiği gecenin sabahı)

AÇIL BENEVŞEM AÇIL BENEVŞE NAZİRESİ

“Dağlara gün düşübdü -Memmed Aslan’a- Açıl, benevşem, açıl..”

Halg Matımsı


Dodag büzme, amandı,

Sensiz hava yamandı.

Kol dibi garibseyib,

Açılmalı zamandı:

Dünya gezdim aradım,

Zülüf, perçem taradım.

“Çemen-çiçek” dediler:

Sende galdı muradım.


“Açıl benevşem Açıl!..”

“Açıl benevşem Açıl!..”


Sensiz guru şekildim,

Aç ki dara çekildim.

Daha sabrım tükendi,

Açümasan, büküldüm,

Yarpahtaki damçı ne?

Gem mi değdi gözüne ?….

Meyil verip sazma,

Uydun âşıh sözüne!.


Biçil, benevşem, biçil.

“Açıl benevşem Açıl!..”

Baharım çaşbaş galar,

Gar erimez, gış galar.

Bahçalarda mor hevenk,

Sarı gül, hercaî renk.

Çemen çiçekle dolsa,

Senin yerin boş galar.

Açıl, benevşem açıl!

Gülümse leçek, leçek

Gülüşünü gül, içek!

Müşküllerin üzüne

Açılası tilsin tek

Açıl, benevşem açıl!

Yönün bize tuş olsun,

Gızlar sene goşulsun Menim gönül sirrimsen Açıl, sirrim faş olsun, Açıl, benevşem, açıl!

Gül, avazım ucaJsm Duyun fikrim uc alsın! Gaşgabag töküb dünya, Açıl, eyni açılsın:

Açıl, benevşem, açıl!

Üreyim köynedi ki,

Bu köynek köhnedi ki… Senli dünya dünyadı, Sensiz dünya nedi ki? Açıl, benevşem, açıl

Memmed ASLAN

Yeşil muradım olsun,

Kızıl, ayrılığa denk

Bükül, benevşem bükül!…

Gar tepinse yumulma,

Yerden gayna durulma,

Arada uzah düşen,

Men şeydaya darılma Seril benevşem seril

İçime köz eleme,

Salma meni elem’e..

Bir geribe haldayım,

Rüsva etme âleme.

Tutul, benevşem, tutul!…

Sazlarını dinlesen:

Mızrap, tel, inler: Sen! Sen!… Ser verip sır sahlama;

Men şeydayam sen gelsen!….. Seçil benevşem, seçil!

Memmed bu derde saldı,

Kul Ozan’a ne galdı, Benevşemi biçipler Yel apardı, sel aldı…

Açıl, benevşem, açıl Açıl, benevşem, açıl

KUL OZAN

(Türk Edebiyatı, Haziran, 1989)

KAYNAK: TÜRK EDEBİYATI 4. CİLT, AHMET KABAKLI, TÜRK EDEBİYATI VAKFI YAYINLARI, İSTANBUL

Yorumlar kapalı.