Macit Gökberk kimdir? Hayatı ve eserleri

kihaes 01/10/2015 0

Macit Gökberk kimdir? Hayatı ve eserleri: Selanik’te doğdu (1908-15 Ağustos 1993). Yüseköğrenimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nde tamamladı (1932). Al­manya’da Berlin Üniversitesi’nde eğitim gördü (1935-39). Ülkeye dönüşün­de bitirdiği Fakülteye öğretim üyesi olarak alındı. Doçentliğe (1941), profe­sörlüğe (1949) yükseltildi. İki dönem Türk Dili Kurumu başkanlığı yaptı.

Gökberk, Almanca yazdığı ilk kitabında Hegel ve Auguste Comte’un sis­temlerinde toplumbilim araştırmasına yönelmişti. Kant ile Flerder’de Tarih Anlayışı (1948) adlı yapıtında aydınlanmanın genel çizgileri, aydınlanmanın tarih felsefesi ve aydınlanma karşısında Kant ile Herder’in tarih görüşlerini incelemeyi amaçlar. Kitabın önsözünde “felsefenin ortaçağda teologianın hiz­metinde” olduğunu belirten Gökberk’e göre, 40’lı yıllarda da felsefeyi sade­ce pozitif bilimlerin emrinde görmek isteyenler vardı. Oysa öteki bilimlerin yanında, onlarla birlikte çalışan, insan düşüncesinin ayrı, zaruri anabilgi tarz­larından biri olan felsefe bir lüks değil, bir gereksinmedir. “Çünkü hayatımı­zın manası karanlıktır. Eskiden din ve inançlar bu karanlığa ışık getiriyordu. Bugün bir aydınlanma çağında yaşıyoruz. Hayat bilmecesine din ve gelenek­lerin bulduğu cevaplar artık kandırıcı olmaktan çok uzaktır. Dinle felsefe, belli sorulan sormada birleşirler, ama bunların cevaplarına varışta ilkece ay­rılırlar. Dinin cevabı ortaklaşa hayal gücünün ürünüdür ve inanç niteliği ka­zanır. Felsefeninki ise düşüncede işlemekten oluşur ve eleştirmeye açık kalır.

Öteki bilim dalları gibi felsefe de “temele kadar inmek”, sonuna kadar “gitmek” ister. Bu çabalarda tarihsel bir bağlantı içinde yer alırlar. Çünkü bu uğraşmalar felsefenin bütün tarihi boyunca uzayıp gider. “Felsefenin ne olduğu ancak bu tarihsel çalışmaların tümünü kavramakla anlaşılabilir.”18

Batının -birbiri ardından gelen iki savaşın da kanıtladığı gibi- bunalım içinde olduğunu belirten Gökberk, tarih sorununa eğildiğini vurgulayarak, ta­rih bilinci üzerinde tanımlar getirir. Tarih bilincinin değişmenin başladığı yer­de belirdiği kanısındadır Gökberk. Hiç değişmeyen, eskiyi sürekli olarak yine­leyen toplumlarda bu bilinç söz konusu değildir. Bizdeyse ancak Tanzimattan sonra oluşmaya başlamıştır. Hızlanma; uluslaşma sürecinin doğal sonucu olan Cumhuriyet dönemindedir. Uluslaşma, bir toplumun tarihselliği demektir.19

Dil bilincini de tarih bilinci gibi uluslaşma sürecinin yarattığı olgulardan biri saymak doğrudur. Ortaçağdan sıyrılan batı toplumlarının ortaçağın ortak kültür dili olan Latince karşısına kendi anadillerini çıkararak, bu dil­leri yeni akılcı kültürün değerlerini taşıyan ve yayan bir kültür dili olarak geliştirmeleri gibi, Türkler de bilim çağının koşutunda kendi kültür dilleri­ni yaratma zorunluğunu duymuşlardır. Çünkü dünya çok karmaşık bir tek­niğe dayanan endüstri çağının dünyasıdır. Bu tekniğin arkasında da, en azından Rönesanstan bu yana gelişen matematik, doğa bilimleri bulunmak­tadır. Hayal gücünün değil, akim ürünü olan bu bilimler, doğanın gerçeği­ni kavratarak, doğaya egemen olmanın, son yıllarda uzaya bile uzanmanın yollarını açmıştır insana. Bugün, “çağdaş toplum” demek, bilime dayanan, üstelik bilimin çevresini boyuna genişleten toplum demektir.20

Yeni felsefe dili gereksinimi de bu gelişmenin doğal sonucudur. Eskiden İslam felsefesi ve bilimin temel dili olan Arapça, terim kadrosu ile XIII. yüz­yıllarda kaldığı için matematik ve doğa bilimlerinde olduğu gibi, Türkçenin kendi olanakları ile bir felsefe dili yaratma işi ilk kez çevirilerle başlamıştır. 1942-46 yıllarında Platon, Aristoteles, Descartes, Spinoza vb. düşünürlerin yapıtları çevrilirken kullanılan Türkçe felsefe terimleri, dört yüzyıl gecik­meyle yaşadığımız bir Rönesans hareketi sayılmalıdır.

Macit Gökberk’in ders notlarından oluşan Felsefe Tarihi ilk kez 1962’de yayımlanmıştı. Öteki yapıtları arasında Millet Oluş Yolunda Dil Davası (1956), Batı Anadolu’nun Yetiştirdiği Antik Filozoflar (1960), He- gel’in Felsefesi (1972), Felsefenin Evrimi (1979), Değişen Dünya Değişen Dil (1980) anılabilir.

Kaynak: Çağdaş Türk Edebiyatı 4, Cumhuriyet Dönemi 2, Şükran KURDAKUL, 1994, Evrensel Basım Yayın.

Yorumlar kapalı.