Epikür hayatı ve Epikürosçuluk – Epikürizm hakkında bilgi

kihaes 05/01/2014 0

Epikür hayatı ve Epikürosçuluk – Epikürizm hakkında bilgi: Helenistik dönemin  ilk  büyük  felsefe okulu, Epikürosçu Okul’dur. Okul Yunanlı bir  filozof  olan Epiküros  tarafından  kurulmuştur.  MÖ  341  yılında  doğmuş  olan  Epiküros  (MÖ  341-271),  felsefe tarihinde,  daha  çok  belli  bir  yaşam  tarzının  savunucusu  olan  bir  ahlakçı  olarak  bilinir.  O,  insan yaşamının  sıkıntılarıyla  ilgilenmiş,  insanın bu dünyadaki mutsuzluğunun,  tanrılarla,  ölüm  ve kaderle ilgili  yanlış  inançlardan  kaynaklandığını,  söz  konusu  yanlış  inançların,  ancak  onların  yanlışlığını  ve temelsizliğini ortaya çıkaracak bir varlık görüşüyle ortadan kaldırılabileceğini düşünmüştür. Başka bir deyişle, özgün katkısı etik alanında olan Epiküros, bu amacına ulaşabilmek için belli bir bilgi ve varlık görüşü ortaya koymak durumunda kalmıştır.

Bu  çerçeve  içinde,  felsefenin  amacının,  insana  mutlu  bir  yaşam  sürmesi  için  yardımcı  olmak olduğunu düşünen Epiküros,  tıpkı Sokrates gibi, özel bilimlerin bu amaca hiçbir katkı sağlamayacağı kanaatindeydi. Ona göre, bizim temelde ve öncelikle, varlığa ilişkin doğru bilgiye ulaşırken sağlam bir bilgi  ölçütüne  sahip  olabilmek amacıyla mantık bilgimiz  ya  da  bir  bilgi kuramımız  olmalıdır.  İkinci olarak  da  var  olan  şey  ve  olayların  doğal  nedenlerini,  var  olan  her  şeyin,  doğaüstü  değil  de  doğal nedenlerin  eseri  olduğunu  anlayabilmemiz  için  fizik  ya  da  varlık  bilgimizin  olması  gerekir.  İşte  bu bilgi,  bizi Tanrı,  ölüm  ve  kader  korkusundan  kurtaracağı  için  gerçekten  de  yararlı  olan  bir  bilgidir.

Nitekim, o materyalist görüşüyle insanları bu korkulardan kurtarmaya çalışmıştır. Son olarak da ne’den sakınıp neyin peşine düşmemiz, neyi arzu edip, ne’den uzak durmamız gerektiğini öğrenmek için insan doğasını tanıma ve bilme zorunluluğumuz vardır.

Metafiziği

Metafiziğiyle,  insanı  Tanrı  ve  ölüm  korkusundan  kurtarıp,  bir  ruh  sükûnetine  ulaştırmayı amaçlayan  Epiküros,  daha  önceki  atomcular  gibi,  gerçekten  var  olanın  son  çözümlemede  iki  ve yalnızca iki türden şeye indirgenebileceğini belirtmiştir: Atomlar ve boşluk.

Epiküros, bu tezine bir dizi metafizik kabul ya da önermeye dayanarak ulaşmıştır: Varolan şeylerin bir  şeyden  varlığa  geldikleri  apaçık bir olgudur,  öyleyse  (i)  hiçten  hiçbir  şey  çıkmaz,  (ii)  hiçbir  şey bütünüyle ortadan kalkıp mutlak hiçliğe gitmez, şeylerin kendisine döndükleri, kendisine gittikleri bir şey  olmalıdır. Ve  nihayet,  (iii)  evren hiçbir  zaman  şimdiki  halinden  farklılık  gösteren  bir  hal  içinde olmayacaktır. Evren var olan her şeyi kapsadığına göre, evrenin dışında, evrendeki değişmeye neden olan hiçbir  şey  yoktur. Dahası, bu durum  tüm  zamanlar  için geçerlidir. Yani, varolan  şeylere  ilişkin genel bir açıklama ezeli-ebedi olarak geçerli olmak durumundadır.

Epiküros’a göre, cisimlerin varoldukları olgusu hiç kimse  tarafından yadsınamayacak olan apaçık bir olgudur. Cisimler bir şey  içinde olmak, bir şey  içinde hareket etmek durumunda olduklarına göre, cisimlere ek olarak bir de boş mekânın var olması gerekir. Ona göre, cisimlerin ve boş mekânın dışında başka bir şeyin varolduğu düşünülemez. Epiküros var olan  cisimlerin ortaya,  iki  ayrı  türden  cisimler olarak  çıktıklarını  öne  sürer.  Bunlar  da  sırasıyla  bileşik  cisimler  ve  söz  konusu  bileşik  cisimlerin kendilerinden meydana  geldikleri  birimler  olarak  atomlardır.  (ii)’de  yer  alan metafizik  kabule  göre, bileşik olmayan cisimlerin değişme ve yok oluş bakımından sınırlanmaları gerekir. Bu çerçeve  içinde Epiküros, bileşik olmayan cisimlerin, yani atomların, şeylerin bileşik cisimler dağıldıkları zaman yok olarak hiçliğe gitmemek ve tam tersine varolmaya devam etmek durumundaysalar eğer, bölünemez ve değişmez olmaları gerektiğini söyler.

Evreni  sınırlayan  hiçbir  şey  bulunmadığını,  söyleyen Epiküros,  buradan  evreni meydana  getiren bileşenlerin  de  sınırsız  olmaları  gerektiği  sonucunu  çıkartır.  Atomların  bundan  başka,  bölünemezlik benzeri  birtakım  değişmez  özellikleri  vardır.  Bir  atom  varlığa  gelmiş  olamayacağı  gibi,  yok  olup gitmez de. O değişmez, nicelik bakımından artmaz ve azalmaz. Atom homojen bir birimdir.

Atomların farklı büyüklük ve şekillere sahip olabilmelerinin onları sonsuzca küçük ve algılanamaz olan  birimler  olmaktan  çıkaracağını  düşündüğü  için  atomların  büyüklük  ve  şekil  bakımından birbirlerinden farklı olabilmelerine karşı çıkan Epiküros’a göre, atomlar ağırlık açısından birbirlerinden farklılaşırlar. O,  atomların  boşlukta  aşağıya  doğru  düşmeleri  ve  yukarıya  doğru  yükselmeye  direnç göstermelerinin ancak ağırlık özelliğiyle açıklanabileceği kanaatindeydi.

Epiküros’un metafiziğinin  atomlar  ve  boşluktan  sonraki  üçüncü  temel  kategorisi,  hareket  ya  da değişmedir.  Atomlar  aşağıya  doğru  düzgün  hareket  gücüyle  dolu  olup,  her  zaman  aşağıya  doğru hareket etmişlerdir ve gelecekte de aşağıya doğru hareket edeceklerdir. Bununla birlikte, Epiküros’un atomların hareketine ilişkin açıklaması, atomcu görüşün kurucusu olan Demokritos’un açıklamasından farklılık gösterir. Bunun da nedeni, Helenistik felsefede pratik  felsefenin, dini kaygıların ve etiğin ön plana çıkmasıdır. İnsanda  irade ve seçme özgürlüğüne açık kapı bırakmak için Demokritos’un mutlak anlamda determinist bir evren görüşünden belli ölçüler içinde uzak duran Epiküros, atomların yalnızca aşağıya  doğru  hareket  ettiklerini  değil  fakat  aynı  zamanda  normal  yollarından  küçük  bir  sapma göstererek  hareket  ettiklerini  de  söyledi.  Çünkü  böyle  bir  sapma  ortaya  çıktığı  zaman,  atomların tümünün birden yönleri değişir ve dolayısıyla, her şey belirlenmiş olamaz. Bununla birlikte, sapmanın bir nedeni yoktur, bundan dolayı gelecekteki olayların seyri önceden bilinemez. Şu halde, Epiküros’un evren görüşünde rastlantıya da yer vardır.

Epiküros söz konusu maddi evren görüşünü, Tanrıları da içerecek şekilde genişletmiştir. Tanrılar da ona  göre,  var  olduklarından,  onların  atomlardan  meydana  gelmiş  olmalıdırlar.  Bununla  birlikte, Tanrıları meydana  getiren  atomlar  en  ince  ve  en  yetkin  atomlardır. Öte  yandan, Epiküros, Tanrıları içinde yaşadığımız dünyanın oldukça uzağında bir yere yerleştirir. Bu  ise Tanrıların yeryüzünde olup bitenlere  karışmadıkları,  dünyadaki  her  şeyin  yalnızca  atomların  çarpışmaları  ve  birleşmeleri sonucunda doğal olarak oluştuğu anlamına gelir. Zaten Epiküros’un materyalist teolojisi insanları Tanrı korkusundan kurtarmayı amaçlar.

Gerçekten de Epiküros’un söz konusu atomcu görüşü, insanı, ruhsal sükûnete erişmesini engelleyen üç korkudan, sırasıyla Tanrı korkusundan, ölüm korkusundan ve kader korkusundan kurtarır. Tanrılar insanların  işlerine  karışmadıklarına  ve  onlara  müdahale  etmediklerine  göre,  Tanrılardan  korkmanın anlamı yoktur. Ölümden de korkmamak gerekir çünkü biz yaşarken ölüm yoktur, ölüm geldiği zaman ise biz artık yaşamda değilizdir. Nihayet atomların düşüş ve  çarpışmaları bir zorunluluğa, mutlak bir determinizme  dayanmayıp,  atomların  gösterdiği  küçük  bir  sapmanın  sonucu  olarak  gelişigüzel  ve rastlantısal  olduğundan,  kaderden  de  korkmaya  hiç  gerek  yoktur.  İnsan  bu  korkulardan  kurtulduğu zaman, en yüksek amaç olan mutluluk yolunda tüm engelleri aşmış olur.

Etik anlayışı

Epiküros,  felsefesinin  adeta  bütününü  temsil  eden  etik  görüşünde,  hazcı  etiğin  savunuculuğunu yapar.  Nitekim  o  insan  hayatının  gerçek  amacının,  temel  hedefinin,  hazzın  bizatihi  kendisi,  haz miktarının  olabildiğince  artırılması  ama  esas  hedefin  acıdan  uzak  olmak  olduğunu  söylemiştir.

Epiküros bu  sonuca  ya  da  etik  hazcılığa  psikolojik  hazcılıktan  yola  çıkarak,  yani  bütün hayvanların acıdan kaçıp hazza yöneldiği gözleminden hareketle varmıştır. Gerçekten de “hazzın mutlu ve kutlu bir yaşamın  başı  ve  sonu  olduğunu,  […]  onun  bütün  seçimlerimizle,  her  tür  istikrahın  başlangıcını oluşturduğunu”  öne  süren  Epiküros’a  göre,  haz  her  şeyden  önce  acının  yokluğuyla  belirlenir.  Bu nedenle,  onun  hazcılığı  olumsuz  bir  hazcılık  olarak  tanımlanır.  Öte  yandan,  Epiküros’a  göre,  tüm hazlar  aynı  değerde değildir; bu yüzden, onun  niceliksel  değil de niteliksel  bir hazcılığı  benimsemiş olduğu söylenebilir.

O,  hazları  doğuran  üç  tür  arzu  bulunduğunu  söyler.  Bazı  arzular,  yiyecek  ve  içecek  örneğinde olduğu gibi hem doğal ve hem de zorunludur buna karşın diğerleri, bazı cinsel arzularda olduğu gibi, doğaldır ancak zorunlu değildir. Üçüncü türden arzular ise zenginlik ya da lüks isteği gibi, ne doğal ne de  zorunlu  olan  hazlardır.  Bunlar  bedensel  hazlara  yol  açarlar.  Epiküros,  bedensel  hazları küçümsememek  ya  da  yok  saymamakla  birlikte,  bu  türden hazlara düşkünlük  göstermenin  doğal  ve doğru  olmadığı  gibi,  kişiyi mutsuzluk  ve  acıya  götüreceğini  savunur.  Buna  göre,  “kinetik”  hazlarla “statik”  hazlar  arasında  bir  ayırım  yapan  filozof,  bunlardan  mutlu  bir  hayat  için  kaçınılmaz  olan zihinsel  ya da  tinsel dinginliği  sağlayan  kalıcı,  uzun  süreli  hazlara  statik hazlar  adını  verirken,  gelip geçici  ve  yoğun  haz  türü olarak  kinetik  hazları  bedensel  hazlarla  özdeşleştirmiştir. Bedensel  hazlar, Epiküros’a göre, hiçbir zaman  tam olarak  tatmin  edilemez; bedensel hazların peşinde koşan  insanlar, bu yüzden hep doyumsuz kalır ve hep acı çekerler. Buna göre, bir insan hep daha çok şey isterse, böyle biri halihazır daki durumundan hoşnutsuzluk duyup, huzursuz olur. İnsanı mutlu kılan, makul ve sade alışkanlıklardır, peşinden koşacağımız ve sakınacağımız şeyleri ölçebilen akıldır.

Epiküros hazcı etik anlayışını erdemli hayat telakkisiyle tamamlamaya çalışmıştır. Ona göre, temel erdem  bilgeliktir  çünkü  bilge  insan,  kendi  doğasının  ihtiyaç  duyduğu  en  azı  belirleyebilecek  ve  bu ihtiyaçları  kolaylıkla karşılayabilecek olan  insandır. Bu  ihtiyaçları karşılandığı  zaman, onun  ruh hali dengededir. Böyle biri ruhsal sükûnete ulaşmıştır. Bilge insanın ekmek ve sudan oluşan öğünü, ona bir aşçının  çok  lezzetli  yemeklerinden  daha  çok mutluluk  verir. Zira  bilge  insan,  yalnızca  az  tüketmeyi değil, daha önemlisi, az şeyle yetinmeyi öğrenmiştir. Şu halde, insan doğasının aradığı en yüksek haz, ruhsal denge,  ruhsal  sükûnettir. Bu hale  ise korkulardan ve acılardan kurtulduğumuz, hazlar  arasında önem  derecelerine  göre  bir  öncelik  sırası  belirlediğimiz  ve  merak  ile  öğrenme  isteklerimizi  tatmin etmeye  çalıştığımız  zaman  ulaşırız.  Demek  ki  önemli  olan  anlamak,  öğrenmek  ve  bilmektir,  yani insanın ruhsal ihtiyaçlarını karşılamasıdır.

Toplum ve Siyaset Felsefesi

Epiküros,  tarih görüşü bakımından evrimci bir  tarih anlayışı benimsemişti. Buna göre, başlangıçta insan  varlıkları  yalnızdılar,  gelişigüzel  ürüyorlardı,  sözel  bir  iletişim  içinde  değillerdi;  onların  bu dönemde,  toplumsal  kurumları  yoktu,  kendilerinden  sonra  gelen  hemcinslerinden  fiziki  olarak  daha güçlü oldukları için ayakta kalabildiler. Zaman içinde insan ırkı, biraz da ateşin keşfedilmesi sayesinde önemli  ölçüde  yumuşamış  ve  bunun  sonucunda  aile  kurulup  komşuluk  ilişkileri  başlamıştır.  İşte  bu evrede insanlar doğal tehlikelerden korunmak için dil, tarım ve ev inşası gibi birtakım teknik ustalıklar geliştirmişlerdir.

Devleti yaratmak için bir neden daha vardı. Tarihin ilk zamanlarındaki kıtlığın ardından, sanatların keşfinin temin ettiği göreli zenginlik, insanlara hayatlarının yanısıra mallarını da korumaları için devlet adını  verdiğimiz  politik  örgütü  yaratmanın  bir  zorunluluk  olduğunu  göstermiştir.  Buradan da anlaşılacağı üzere, Epiküros söz konusu evrimci tarih anlayışı içine sözleşmeye dayandırdığı bir devlet öğretisi yerleştirmiştir. Bu sözleşmeci devlet anlayışı, önceleri ortak çıkar anlayışından yoksun olarak birbirleriyle mücadele eden insanların, zamanla ortak bir çıkar duygusuna sahip olduklarını, tehlikeleri birlikte önleyip birlikte çalışarak daha fazla haz ve mutluluk elde etmek amacıyla, devleti bir sözleşme temelinde kurduklarını söyler.

Bu  devlet  görüşü,  devleti  doğal  bir  kurum  olarak  gören  Platoncu-Aristotelesçi  devlet  anlayışına taban tabana zıt bir görüştür. Buna göre, devlet doğal bir kurum olmayıp birey için varolan, sözleşmeye dayalı bir kurumdur. Toplumsal yaşam, bireyin çıkarı  ilkesine dayanır; bireyler, kendilerini korumak, varlıklarını  sürdürmek  ve  dolayısıyla  mutlu  olmak  için  bir  araya  gelerek,  devleti  bir  sözleşmeyle kurmuşlardır. Adalet de bu sözleşmeye dayalı,  salt uzlaşımsal bir değerdir. Bizim doğal haklar  adını verdiğimiz haklar ise insanların yararlılıklarından dolayı benimsediği genel davranış kurallarıdır. Tüm yasalar  ve  devlet  de  dahil  olmak  üzere  tüm  kurumlar,  bireyin  güvenlik  ve  mutluluğuna  katkıda bulundukları, eşdeyişle yararlı oldukları sürece, gerekli ve adil olurlar. İnsanlar adil olmak çıkarlarına uygun düştüğü  için adil olurlar, adaletsizlik yapmak  ise onların çıkarlarına ve dolayısıyla kendilerine çeşitli  cezalar  yoluyla  zarar  verdiği  için  kötülükten  ve  adaletsizlikten  kaçınırlar.  Bundan  dolayı, adaletsizlik kendi içinde kötü olduğu için değil de sonuçları olumsuz olduğu için kötüdür.

Kaynak: Felsefe Tarihi, Ahmet Cevizci

Yorumlar kapalı.