Demokritos kimdir? Hayatı ve eserleri

kihaes 04/27/2014 0

Demokritos kimdir? Hayatı ve eserleri: (460-370) Anadolulu filozof. Varlığın atom de­nen bölünmez öğelerden kurulduğu görüşünü savunarak özdekçilik akı­mının öncüsü olmuştur. Anadolu’da, İzmir’e bağlı Sığacık’ta (Teos) doğ­muş, sonradan yerleştiği Abdera’da ölmüştür. Yaşamı konusunda ayrıntılı bilgi yoktur, yaşamöyküsünü anlatan kaynaklarda verilen bilgiler de birbirini tut­mamaktadır. Diogenes Laertius’a göre Hegesistratos’ un, başka kaynaklara göre Athenokritos’un oğlu­dur. Demokritos, önceleri yıldızbilim (astroloji) ile ilgilenmiş, bu konuda Babil düşünürlerinin görüşleri­ni öğrenmiş, sonra matematik, gökbilim ve felsefe, ahlak, tıp, yazın, fizik sorunlarıyla ilgilenmiştir. Zenon’un öğrencisi olmuş, bir söylentiye göre Mısır’a daha sonra İran ve Hindistan’a gitmiş, İncelemeler yapmış, gözlemlerde bulunmuştur. Bir aralık Atina’ ya gitmiş, kendisini kimsenin tanımadığına şaşmış bu olayla ilgili düşüncesini “Atina’ya geldim, baktım kimse beni tanımıyor” sözleriyle açıklamıştır.

Demokritos’un felsefeye yaklaşımı doğayı göz­lemleme sonucu edindiği izlenimler yüzündendir. Zenon’un öğrencisi oluşu diyalektik yöntemin düşün­medeki etkisini kavramasına yol açmış, felsefe sorun­larına böyle bir yöntemle çözüm arama gereğini duyurmuştur. Demokritos için felsefe, evreni anla­mak, evreni dolduran varlıkların ilk kurucu öğelerini bulmaktır. Bu nedenle felsefenin konusu doğadır, somut varlıklardır. Varlık İse belli bir “yer kaplayan” nesnedir, düşüncede değil gerçekte “olan”dır. Varlık bir nesne olması nedeniyle belli öğelerden kurulmuş bir bütündür. Bu bütünü oluşturan öğeler, daha küçük bölümlere ayrılamayan, kendi kendine bir “bütün” olan “atom”lardır.

Atom bütün varlık türlerinin kurucu öğesidir. Kendi kendine vardır. Yaratılmamıştır, yok olmayacaktır. Varlığın kurucu öğesi olan atomlar sayısızdır. Bu atomların sıcaklığı, soğukluğu, rengi, kokusu yoktur. Buna karşın atomlar katıdır, dıştan bir nesnenin onların içine girmesi söz konusu değildir. Atomların, gözle görülememelerine karşın belli bi­çimleri ve büyüklükleri vardır. Onlarda değişme yok, yalnız sürekli devinim vardır. Devinim “boş uzay” içinde gerçekleşir. Boş uzay (boş mekan) bir varlık değildir, yokluktur. Böylece evrende biri dolu olan atom, öteki boş olan uzay gibi iki karşıt varlık söz konusudur. Boş uzay, içinde atomlar devindiğin­den dolayı düşünülür. Atomlar özdek olmalarına karşın, uzay bir “yokluk” olduğundan özdek de­ğildir.

Evrende var olan bir nesnenin yok olacağı düşünülemez, var olan vardır, yok olan yoktur. Yokluktan varlık, varlıktan yokluk çıkamaz. Her değişme, bütünü oluşturan öğelerin birleşmesi ve ayrışması sonucu gerçekleşir. Bu nedenle, evrende, biri birleşme, öteki ayrışma biçiminde ortaya çıkan iki türlü olay vardır. Değişim gelişigüzel değil gereklidir, rastlantı yoktur. Çünkü “hiçbir nesne rastlantıyla ortaya çıkmaz, her şeyin bir nedeni ve zorunluluğu vardır.”

Devinme, atomların boş uzayda yer değiştirme­leridir. Ancak bu yer değiştirmede, atomların dışında bir etken yoktur, atomlar kendiliğinden devinir, devi­nirken de yer değiştirir. Böylece devinme ile yer değiştirme birbirini gerektirir, biri olmadan öteki olamaz. Başlangıçtan beri, kendiliğinden devinen atomların kimi hızlı, kimi yavaştır. Bu hızlılık- yavaşlık da ağırlıklarıyla bağlantılıdır. Ağır atomların devinimi yavaş, yeğnik atomlarınki hızlıdır.

Demokritos’a göre, evrende bulunan varlık tür­lerinin oluşmasında, başlıca etken atomların hızlı ve yavaş devinimleri sonucu ortaya çıkan yoğunlaşma ve gevşemedir. Başlangıçta, kendiliğinden, var olan atomlar boş uzayda deviniyordu. Bu “kendiliğinden devinme” sırasında boş uzayda karşı karşıya gelen atomlarda sürekli bir yığılma başladı. Bu yığılmada, atomların çarpışmasıyla bir çevremi oluştu. Ağır atomların ortada toplanıp yoğunlaşmasından katı toprak, yeğnik atomların hızlı devinimleri sonucu yukarıya çıkmasıyla su, hava ve ateş gibi toprağa oranla katı olmayan varlıklar biçimlendi. Hızlı devi­nen atomların yukarıya doğru çıkışlarında, devinimi daha da hızlandıran çevrenin itimidir. Bu itimin büyüklüğü nedeniyle engin uzaya fırlayan atomların oluşturduğu ay, güneş ve yıldızlar tutuşmuş birer ateş yığınıdır. Demokritos bir yazısında bu olayı “benzer­lerin benzerlere yönelmesi” olarak açıklar. Ona göre, “evrenin kuruluşunda bütünden ayrılan değişik biçim ve ağırlıktaki atomlardan bir çevrenti oluştu. Atomlar hızla çevreye serpildiler. Benzerlerin benzerlere yö­nelmesi yasası gereğince öbek öbek toplanan atomlar­dan varlık türleri ortaya çıktı.” Nitekim “bunu kalburlanan tohumlarda, dalgaların sürüklediği taşlar­da da görme olanağı vardır. Orada, kalburun çevrentisiyle ayrı ayrı, mercimekler mercimeklerin, arpa taneleri arpaların, buğday taneleri buğday tanelerinin yanında sıralanır.”

Bilgi kuramını da atom öğretisine dayanarak açıklayan Demokritos’a göre insan bir nesneyi ger­çekte olduğu gibi bilemez, kavrayamaz. Ancak, göv­deye, duyulara gelip çarpan atomlar, kişide, birtakım izlenimler bırakırlar. Bu izlenimler de gövdenin, duyuların o sıradaki durumuna göre değişir, Atomla­rın gövdeye, duyulara çarpmasından oluşan bilginin iki ayrı türü vardır. Biri gerçek, öteki gerçek olmayan (karanlık) bilgidir. Görme, işitme, tatma, koklama, dokunma bilginin gerçek ve kesin olmayan (karanlık) türünü verir. Gerçekte renk, koku, tatlı, acı alışılage­len bir konuşma biçimi sonucu ortaya çıkar. Bu nedenle bunlar gerçek değildir, yoktur. Gerçekte yalnız atomlar, onların içinde devindiği boşluk var­dır. Atomların gövdenin ve duyuların durumuna göre yarattığı izlenimlerden doğan bilginin göreliliği de bu değişiklik yüzündendir. Duyuların kesin bilgi sağla­ma olanağından yoksun bulunmasına karşın, içlerin­de, en güvenilir olanı gene dokunmadır. Dokunma ile sağlanan bilginin denetimi ise anlığın işidir. Dış evren dokunma ile bilinir. Ancak dokunma, evreni kuran atomların katılık, biçim gibi niteliklerini tanımayı sağlar. Bunlar da nesnelerin gerçek nitelikleridir. Görme ve işitme duyularıyla sağlanan izlenimler ise, yalnız, görünüşle ilgilidir. Nesnelerden gelen atomlar, gözde, geldiği nesnenin görüntüsünü verir. Bu neden­le görme duyusu bir görünüş aracıdır.

Demokritos yalnız özdeğin değil, tinin ve tinsel varlıkların da atomlardan kurulduğu görüşünü savu­nur. Varlık türlerinin oluşumunda görüldüğü gibi, atomların değişik biçimleri değişik türde nesnelerin kuruluşuna olanak sağlar, durum tinsel varlıklarda da böyledir. Diriliği sağlayan “tin” denen varlık, gerçek­te, somut bir nesnedir. Çok İnce, hızlı devinen ve yuvarlak atomlardan kurulduğu için gözle görülmez. Tin, bu devingen, ince, yuvarlak atomların, “kendili­ğinden” bir devinimle birleşmeleri sonucu oluşan bir bütündür. Tinin gövdeye sonradan girmesi, gövdeden bağımsız bir varlık olması söz konusu edilemez. Diri­lik, tini oluşturan atomların birleşmesinden sağlandığı gibi ölüm de bu atomların dağılması sonucu ortaya çıkan bir olaydır. Bu nedenle dirilik bir “birleşme” ölüm İse bir “çözülme” olayıdır.

İnsan, toplum içinde yaşayan, çevresindekilerle ilişkiler kuran somut bir varlıktır. Onun çevresiyle olan ilişkileri de bir gelişim sonucudur. İlişkiler geliştikçe İnsan, insan geliştikçe ilişkiler gelişir. İnsanı bir “toplum varlığı” olarak gören Demokritos’a göre bu gelişme, bu karşılıklı ilişkiler doğal yaşam süreci içinde gerçekleşmiştir. İnsan, bir doğa varlığı olarak, başlangıçta hayvanlarınkini andıran bir biçimde ya­şardı. Geçimini üretimle değil, doğada bulunan ve besin niteliği taşıyan bitkileri toplamakla, avlanmakla sağlardı. İnsanın başlıca yiyeceği yemişler, giyeceği de avladığı hayvan derileriydi. Ev yapma, çevreyi değiştirerek kendine uydurma diye bir durum bilin­mezdi. Mağaralarda, yağmur, fırtına, aşırı sıcaklık ve soğuk gibi doğal etkenden korunmaya elverişli yerler­de barınılırdı. Yaşamın başlangıcında “başarı” sözcü­ğüyle nitelenebilen bir varlık yoktu. Kültür sürekli bir gelişmenin sonucudur ve insanla çevresi arasındaki bağlantıya dayanır. Başarının başlangıcı kişinin doğa­dan aldığına katkıda bulunmasıdır. İnsanlığın ilk dönemlerinde, bütün öteki diriler gibi yaşayan birey­ler için önlem alma bilinci yoktu. Ölüme yol açan olaylar karşısında en küçük bir önleme aracı, sağıltım gereci bilinmiyordu. Bu dönemde insan korku ve gerekim gibi iki etkenin egemenliği altındaydı. İnsan, uygarlık alanında ilk adımını kendiliğinden, araç yapmaya başlayınca atmıştır. Bu adım yalnız uygarlı­ğın değil, insan tarihinin, bir tarih varlığı olan İnsanın kendi benliğinin bilincine varışının da başlangıcıdır. Bu bilinç, insanın bir küçük evren (mikros kosmos) olarak kendini bilmeye başlamasıdır.

Tarihi insanın ilkel buluşlarıyla, doğadan aldığı­na katkıda bulunmasıyla, başlatan Demokritos’a göre yaratma kendiliğinden ortaya yeni bir nesne koyma­dır. Ortaya yeni bir nesne koyma ise kültürün ilk belirtisidir. Bu nedenle insanın tarihi buluşla, ilk kültür ürünüyle başlar. Tarih İnsan buluşlarının, kültür ürünlerinin oluşturduğu bir bütündür. Bu bütünün özünü kuran da gelişmedir. Her buluş gelişme yolunda ileri bir adım, her ileri adım da gelişmede bir yükseliş aşamasıdır.

Estetik sorunlarının çözümünde de doğaya daya­lı bir görüşten yola çıkan Demokritos önce şiir ve müzik, sonra örme, dokuma ve yapıcılık üzerinde durur. Ona göre şiirin kaynağı ve ona güzellik sağlayan başlıca öğe esinlenmedir. Esinlenme tanrısal bir eylemdir, içe doğuştur. Bu da derin bir coşkuyu gerektirir. Tanrısal esinlenmenin, coşkunun etkisiyle düzenlenen şiir ve ezgi güzeldir, bunun dışında kalan değersizdir. Önce şiir ortaya konmuş, sonra müzik doğmuştur. İnsan en önemli buluşlarında “hayvanla­rın öğrencisi olmuştur. Dokuma ve örmede örümceği, ev yapımında kırlangıcı, şarkı söylemede ötücü kuşla­rı, kuğuyu ve bülbülü örnek almıştır.” Demokritos’ un sergilediği bu görüşten anlaşıldığına göre yaratı (sanat) bir öykünmedir (mimesis).

Demokritos’un önerdiği ahlak ilkelerinin kayna­ğı ustur. Ona göre usun üç önemli başarısı vardır: “iyi düşünmek, iyi söylemek, iyi yapmak.” Kişinin bütün davranışlarında, başka bireylerle olan ilişkilerinde, kılavuzu us olmalıdır. Bir küçük evren olan İnsan için en büyük, en güvenilir örnek doğadır. Doğanın yasalarına uyan bir kimse daha kolay gelişme olanağı bulur, çevresine karşı daha iyi davranır. Sağlığın korunması için gereken bütün gereçler doğada vardır, us onlardan yeterince yararlanmayı sağlar. Böylece sağlığın korunması gövdeyi sayrılıklardan, felsefe de tini tutkulardan kurtarır. İnsana yakışan en iyi davranış biçimi gövdeden çok tine önem vermektir. Gövdeyi koruyan, ona değer kazandıran, tinin yet­kinliği ve olgunluğudur. Ahlaklı kişi düşünceleriyle davranışları arasında uyum bulunan kişidir. Mutluluk bu uyumla bağlantılıdır. Tutkularının tutsağı olan kimse usunu gereğince kullanamayan, bu nedenle de mutsuz olan kimsedir. Mutlu yaşamanın başlıca koşulu tutkuların baskısından, geçici ve gereksiz eğilimlerden kurtulmak, usun ilkelerine göre davran­maktır. Gerçekte mutlulukda, mutsuzluk da gövdey­le değil tinle ilgilidir. Bu nedenle tini gövdeye değgin eğilimlerden uzak tutmak, usun aydınlığında bulun­durmak gerekir. Mutluluğun kurallarından biri de ölçülü yaşamayı bilmektir.

Dcmokritos’a göre insan eğitilmesi gereken bir varlıktır. Eğitim olgunlaşmanın, yetkinleşmenin, dü­şünme yeteneği bakımından gelişmenin başlıca kay­nağıdır. Eğitim kişinin doğasıyla bağlantılıdır. Bu nedenle, eğitimde içinde yaşanan doğaya uyma gereği vardır. Nitekim “doğa ve eğitim birbirinin benzeridir. Eğitim kişiyi başka bir kılığa sokarak yeni bir doğa yaratır.” Ancak, eğitimin verimli, geliştirici olabilmesi için us ilkelerine dayanması, bilgece bir nitelik taşıma­sı, kişinin gelişmeye elverişli yeteneklerine aykırı düşmemesi gerekir. Eğitimde temel olan çok bilmek değil, çok düşünmektir. Çok düşünmek İse düşünce üretmek, tinsel yeteneği yaratıcı duruma getirmektir.

İnsan toplum içinde yaşayan, öteki bireylerle ilişki kuran bir varlık olduğuna göre, toplumun birtakım yasaları olmalıdır. Bu yasaları koyan, uygu­layan kuruluş da “devlet”tir. Devletin yürürlüğe koyduğu, uyguladığı yasalar kişinin yaşamına “iyi bir biçim vermek İster”, ancak bu İsteğin gerçekleşmesi de bireylerin iyi olmalarına bağlıdır. Demokritos’un savunduğu bu düşünce devlet anlayışının özünü ortaya koymaktadır. Ona göre bireyler arasında birbirini kötüleme, suçlama, çekiştirme olmasa, bütün

yurttaşlar diledikleri gibi yaşar, yasalar kimseye engel olmazdı. Toplum içinde geçimsizliğin, uyuşmazlığın başlıca kaynağı birbirini kıskanma, birbirini çekememedir. Bir toplumda, yurttaşlar arasında bozuşma, karşılıklı geçimsizlik baş gösterirse bundan bütün bireyler yıkım görür. Bu bozuşmada yenen de, yenilen de kazançlı çıkmaz, genel düzen sarsılır. Genel düzenin sarsılması İse bütün bireyleri etkiler. Uluslararasında savaş gereksizdir, düşünce birliğinin olmayışı yüzündendir. Toplumlar ancak “düşünce birliğine dayanarak büyük işler için savaşmalıdır, bunun dışında kalan nedenler yüzünden girişilen savaşlar gereksizdir”. Demokritos’un “savaş” sözcü­ğünden anladığı ulusların birbirlerinin egemenlikleri­ni ortadan kaldırmak, birbirinin toprağını elinden almak için girişilen kan dökmeler, yakıp yıkmalar değildir. Daha ileri, daha mutlu, daha barışsever bir yaşama düzeni sağlamak içindir. Gerçekte savaş, bilge kişilere, aydın yöneticilere, olgun kimselere yakışan bir iş olamaz.

Demokritos’un üzerinde durduğu sorunlardan biri de toplum yönetiminde, özel işlerde doğruluğu (dikaiosyne/adalet) ilke olarak benimsemektir. Doğ­ruluğun kaynağı ölçüdür (sophrosyne). Bütün davra­nışlarda ölçülü olmak erdemdir (arethe). Kişi, önce düşünmeli sonra eyleme geçmelidir. Ulus yönetimin­de: “her önüne gelene değil, ancak denenmiş kimselere İnanmalı”. Bu gibi kimseler de davranışlarıyla, top­lum içindeki başarılarıyla anlaşılır, değer kazanır. “Bir işi yapmadan önce düşünmek, kuşkusuz yaptıktan sonra düşünmekten üstündür.” Bir toplum yöneti­minde “saygıdeğer kişiyle kötü kişi yalnız işlerinden değil, dileklerinden de anlaşılır.”

Atomculuk’un kurucusu olan Demokritos’un etkisi hızla yayılmış, çağlar boyunca, gerek Doğu’da, gerekse Batı’da birçok özdekçi akımın doğmasına olanak sağlamıştır. Özellikle, varlığın kurucu öğeleri saydığı atomlar fizik alanında yüzyıllarca sürüp giden deneylere, çalışmalara yol açmış, özdeğin yapısı konusundaki araştırmalara ışık tutmuştur. Rönesans’ tan sonra, fizik biliminin gelişmesinde büyük etkisi görülen atom kuramı yeniden gündeme getirilmiş ayrı bir çalışma alanı yaratmıştır. Demokritos’un ikinci önemli etkisi de, doğada ortaya çıkan olayların “zorunlu bir neden”e bağlandığı konusundaki görüşüyledir. Atomların birleşip ayrışmasında “zorunlu” ve “mekanik” bir özellik görmesi “mekanizm”in de kaynağıdır.

Kaynak: Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi, Cilt 31, Anadolu yayıncılık, 1984.

Demokritos hakkında bilgi: Antik  Yunan  felsefesinde  birlik  ile  çokluk  arasındaki  ilişkinin  neden  meydana  geldiği  ve dolayısıyla  “neyin  gerçekten  varolduğu”  problemi  üzerinde  yoğunlaşan  başka  bir  okul  da  Atomcu Okul’dur. Atomcu Okul’un Leukippos  ve Demokritos  gibi  iki  temsilcisi  olmakla  birlikte,  bunlardan öne çıkan, atomcu kuramın esas itibariyle kendisine mal edildiği filozof Demokritos’tur. Demokritos’a göre, çokluk, yani doğada varolan tüm nesneler bir şeyden, maddeden meydana gelmiştir. Demokritos (MÖ 460-370), sözü edilen bu birliği, maddenin, kendisinin atomon adını verdiği küçük ve bölünemez parçacıkları olarak  tanımlar. Şu halde, bu görüşe göre,  çokluk bir olanın meydana getirdiği  farklı ve değişik  birleşim  ya  da  düzenlemelerden  başka  hiçbir  şey  değildir.  Doğadaki  her  şey,  maddenin bölünemez parçacıkları olan bu bileşensel öğelere indirgenebilir. Bundan dolayı, doğada her ne kadar sayılamayacak  kadar  çok  sayıda  şey  varolsa  bile,  bunların  hepsi  de  son  çözümlemede  tek  bir  şey türüne, yani atomlara ya da maddeye indirgenebilir. Öyleyse, gerçekten var olan atomlar ya da madde olup,  dış  dünyadaki  çokluk  görünüşten  başka  bir  şey  değildir.  Şu  halde,  Demokritos  da  tıpkı Empedokles  ve  Anaksagoras  gibi,  Elealıların  güçlü  argümanlarını,  sağduyunun  değişmenin  gerçek olduğu görüşüyle uzlaştırmaya  çalışmıştır. Ondaki  en  önemli  farklılık Anaksagoras’ın  sonsuz  sayıda tohumunun  yerine  aynı  şekilde  sonsuz  sayıda  olan  atomları  yerleştirmesinden  oluşur; Demokritos’ta ikinci olarak da mekanik materyalizmi benimsemesi, yani maddenin özsel özelliğinin hareket olduğunu öne sürmesi nedeniyle, maddeye harekete geçirecek bir fail nedene ihtiyaç kalmamasıdır.

Şu  halde  Demokritos,  değişmez  töz  veya  arkheler  olarak  atomların  varoluşunu  öne  sürmüş  ve duyusal  dünyada  açıkça  gözlemlenebilir  olan  varlığa  geliş  ve  yok  oluşu  söz  konusu  tözlerin,  yani atomların  bir  araya  gelişleri  ve  ayrılışlarıyla  açıklamıştır.  Demokritos’un  atomcu  teorisi  neredeyse sonsuz sayıda fenomenin varoluşunu açıklama iddiasıyla ortaya çıktığı için atomların sayısının sonsuz olduğunu varsayar. Bununla birlikte, Demokritos’un metafiziğinin yegâne ilkesi atomlar değildir çünkü atomlar içinde hareket edecekleri, bir araya gelip ayrışacakları bir boş mekânın varoluşunu öngörür. Bu yüzden Demokritos’un atomcu metafiziğinin  ikinci  temel  ilkesi, boşluk ya da boş mekândır. Atomcu metafizik, dolayısıyla dış dünyada gördüğümüz çokluk ya da fenomenleri, gerçekten varolan atomların boşluk içinde değişik şekillerde bir araya gelişleriyle açıklar.

Atomlar, doğallıkla Parmenides’in Varlığının özelliklerine sahiptirler. Bunlar her şeyden önce ezeli ve ebedi olan gerçekliklerdir, yani  evrenin yapıtaşları  olan, her  şeyin kendilerinden meydana geldiği atomlar için oluştan, varlığa geliş ve yok oluştan söz edilemez. Dahası atomlar katı olup, bundan dolayı değişmeye de tâbi değildirler. Atomlar, üçüncü olarak hem kavramsal hem de fiziki olarak bölünemez tözlerdir. Atomların  bir  başka  özellikleri  de  onların  kendi  içlerinde  sürekli  ve  homojen  olmalarıdır.

Yani, atomların  içinde herhangi bir boşluk yoktur. Bu yüzden atomlar katı olup, onlarda herhangi bir değişme de mümkün değildir. Yani, atomun kendisinde ne hareket ne niteliksel veya  tözsel değişme vardır.  Hareket  atomun  yer  değiştirmesi  olup,  atomun  kendisi  hiçbir  hareket,  değişme,  oluş  içinde değildir.  Atomlar  ayrıca  niteliksizdirler  de.  Yani,  kendi  içlerinde,  kuru-yaş,  sıcak-soğuk  gibi  hiçbir nitelik ya da belirlemeye sahip değildirler.

Bu noktaya kadar atomları sadece olumsuz özellikleriyle tanımlayan Demokritos, atomların olumlu özelliklerinden de söz eder. Buna göre, atomların en temel olumlu özellikleri onların bir büyüklüğe ve dolayısıyla da bir şekle sahip olmalarıdır. Başka bir deyişle, atomlar birbirlerinden şekil ve büyüklük bakımından ayrılırlar. Atomların, sadece sayıca değil, şekil bakımından da sonsuz olduğunu öne süren Demokritos’a göre, onların bazıları yuvarlak, bazıları düz, bazıları küre, bazıları küp şeklinde, bazıları gözenekli,  diğer  bazıları  da  çengellidir.  Dış  dünyadaki  nesne  ya  da  fenomenlerin  farklı  şekil  ve büyüklüklere sahip atomların birbirleriyle birleşmelerinin sonucu olduğunu öne süren Demokritos, şu halde  nesneler  arasındaki  nitelik  farklılıklarını  atomların  şekil  bakımından  farklı  oluşuyla  açıklar. Burada gözetilen iki faktör ise atomların diziliş tarzı ve konumlarındaki farklılıktır. Onları birleştiren ve ayıran, Demokritos’a göre, atomlara dışarıdan bir fail güç tarafından aktarılan hareket değil de onların özünde varolan harekettir. Buna göre, boş mekân içine yayılmış olan atomlar sürekli  hareket  halinde  olup,  onların  hareketleri  birtakım  çarpışmalara  yol  açar. Bu  çarpışmalar  iki yönlü  bir  sonuç  doğurur:  Birbirlerine  hiçbir  şekilde  uymayan  atomlar  çarpışınca  birbirlerinden uzaklaşırlar  veya  birbirlerine  uyan,  şekilleri  birbirlerine  denk  düşen  atomlar,  çarpışma  sonucunda birleşip bileşik cisimleri meydana getirirler. Bu şekilde oluşan bileşik cisimler, renk, koku, tat, sıcaklık benzeri duyusal niteliklere sahip olurken atomların kendileri töz bakımından aynı kalır. Demokritos atomların özünden ayrılmaz olan hareketin, iki türden olduğunu öne sürer. Bunlardan birincisi, atomların kozmik süreç başlamadan önce başlangıç durumunda sahip oldukları doğal hareket veya bir başlangıcı olmayan harekettir; ikincisi ise atomların bir araya gelmeleri, fenomenleri meydana getirmeleri  sırasında  ortaya  çıkan  harekettir.  Gerçek  anlamda  bir  mekanik  materyalist  olan Demokritos’a göre, birinci  tür hareketin ne bir kaynağı ne bir  faili ne de bir başlangıcı vardır.  İkinci hareket türü ise atomların bir araya gelip varlıklar oluşturdukları andan itibaren ortaya çıkar; bu andan itibaren o,  tamamen mekanik bir  hareket olup,  sadece bir  çarpma,  vurma  hareketi olarak gelişir. Bu hareket  başka  bir  anlamda  doğal  olup,  onun  bir  başlangıcı  ve  bitimi  vardır.  O,  bu  haliyle,  bilardo topunun başka toplara çarptığı zaman meydana getirdiği hareketlere benzer.

Mekanizmi mutlak ya da evrensel olan Demokritos, insanı da tamamen atomlardan meydana gelen bir varlık olarak değerlendirip onun hareketlerini de  tamamen mekanik bir biçimde anlayıp açıklamak istemiştir. Başka bir deyişle, insanın düşünme hareketi, bilinçli ve iradi seçme hareketi de dahil olmak üzere,  bütün  hareketlerini  genel  hareket  yasaları  çerçevesinde  açıklama  amacı  güden  Demokritos’a göre,  insan  varlığı  bir  bedenden  ve  bir  ruhtan meydana  gelir. O,  ruhun  ince,  düz,  yuvarlak  ve  ateş atomlarına  benzer  atomlardan  yapılmış  olduğunu,  bu  atomların  en  hareketli  atomlar  olup,  insani dünyadaki her şeyin ruh atomlarının bütün bedene nüfuz eden hareketlerinden kaynaklandığını söyler.

Bedeni hareket ettireceğine göre, ruhun bedene göre daha hareketli, daha akıcı atomlardan meydana gelmesi gerektiğini söyleyen Demokritos açısından, canlı organizma  ile  teneffüs edilen hava arasında sürekli  bir değiş  tokuş vardır. Çünkü  teneffüs  edilen hava da  aynı  şekilde düz  ve hareketli  atomları, yani ateş atomlarını  ihtiva eder. Teneffüs olayında  ruhu meydana getiren atomlar  ile havada bulunan ateş atomları arasında  sürekli bir alışveriş cereyan eder, öyle ki  teneffüs  son bulduğunda, yani  ruhun atomları havadan beslenmediği zaman ortaya çıkan şey, ölümdür.

Kaynak: Felsefe Tarihi, Ahmet Cevizci

Yorumlar kapalı.