Cemaleddin Afgani kimdir? Hayatı ve Eserleri

kihaes 12/11/2021 0

Cemaleddin Afgani kimdir? Hayatı ve Eserleri: (1838-1897) Afgan asıllı İslam düşünürü. İslamiyet’in yeniden canlanması ve İslam toplumlarının Batı etkisinden kurtulması için dinde reform yapılması gerektiğini savunmuştur. Asıl adı Seyyid Muhammed b. Safder’dir. Afganistan’daki ya da İran’daki Esedâbâd kasabasında doğduğu sanılıyor. 9 Mart 1897’de İstanbul’da öldü. İran kökenini sonradan örtbas etmesi, İslam aleminde etkili olmak isteyen bir kişinin Şiilik’le ilişkisinin fikirlerinin yankısını daraltacağı kuşkusuna bağlanmıştır. 10 yaşında okumak amacıyla Kazvin’e gitti. Sonradan Irak’taki önemli Şii merkezlerinden biri olan Necef’de okudu. 1857’de Hindistan’a yerleşti ve Batı uygarlığı hakkındaki ilk düşüncelerini bu sırada edindi. 1866’da Afganistan’a geçti. Bu ülke o sırada Azam Han ve Şir Ali arasındaki taht kavgalarıyla çalkalanıyordu. Afgani’nin Doğu’yu İngiliz emperyalizminden kurtarma yolundaki ilk girişimleri burada başladı. Ancak, Afganlı hükümdarlara da iletmeyi düşündüğü öneriler ülkedeki karışık durum ve Ingiliz politikasının ağır basması nedeniyle başarılı olamadı. 1869’da İstanbul’a gelen Cemaleddin’in deneyimsizliği ve kendini ileri sürme tutkusu, uzun zamandan beri Osmanlı devlet adamlarının bir bölümünün sabırla oluşturduğu bir projenin yıkılmasına yol açtı. 1870’te bir Osmanlı üniversitesinin kurulmasına hazırlık olarak halka açık bazı konferanslar düzenlenmişti. Bu konferansların konusu Tanzimat Dönemi’nin devlet adamlarının birinci derecede üzerinde durdukları “faydalı sanatlar”dı. Batı’da “Arts and Sciences”dan neler kastedildiğini özümseyememiş olan Cemaleddin’in “peygamberlik bir sanattır” konusundaki konferansı uzun zamandır üniversite fikrine karşı olan ulemaya beklediği fırsatı verdi. Konferanslar, dine karşı düşünceler ileri sürüldüğü ithamıyla durduruldu.

Cemaleddin Afgani bundan sonra Mısır’a gitti. 1871- 1879 arasında Mısır’da aradığı ortamı ve yandaşları bulabildi. Ezher’in şeyhlerinin karşı koymalarına karşın kendi evinde yaptığı toplantılarda ve kıraathanelerde sürdürdüğü sohbetlerde etrafına bir hayranlar grubu topladı. Bu grup içinde Mısır’ın genç aydınları, yazar ve gazeteciler ve bu arada Mısır milliyetçi önderi Saad Zaglul da vardı. Afgani’nin gittikçe daha koyu bir siyaset içeriği ve Hidiv aleyhtarlığı gösteren çalışmaları 1879’da Mısır’dan Hidiv Tevfik Paşa’nın buyruğuyla çıkarılmasıyla sonuçlandı. Cemaleddin’in Mısır’daki hayatının iki önemli aşaması masonluğu ve sonradan en güçlü izleyicisi olan İslam reformcusu Muhammed Abduh’u tanıması oldu.

Cemaleddin Afgani Mısır’dan ayrıldıktan sonra önce Plindis- tan’a ve daha sonra Paris’e gitti. 1884’te burada el-Urvetü’l-vuska (en sağlam bağ, Kuran için kullanılan bir ifade) adındaki gazeteyi çıkarmaya başladı. Bir zamanlar Afgani’nin öldürtmeye çalıştığı, daha sonra iktidardan düştükten sonra İtalya’da yaşamaya başlayan Hidiv İsmail Paşa bir anlaşma karşılığında bu yayını desteklemiştir. Gazetedeki makalelerin çoğu Müslüman ülkelerindeki İngiliz emperyalizmi üstüneydi. Bir bölüm makaleler de İslami düşüncenin yeniden kurulmasına ve Müslümanlar arasında birliğin oluşturulmasına yönelikti.

1884-1885 yıllarında İngilizler, Afgani’nin Sudan’daki Mehdi yönetimiyle arabuluculuk yapabileceği konusunda edindikleri düşüncelerin boş olduğunu anladılar. Fakat Cemaleddin Afgani, onları bu işin başarılabileceğine ikna etmek için birtakım karışık yöntemler kullandı. “Ajan” ithamları bu yöntemlerin bıraktığı bir izdir. 1889-1891 yılları arasında Rusya ve İran arasında gidip gelen Cemaleddin Afgani, 1891-1892 yıllarında bir İngiliz’in İran’da üretilen tüm tütünler üzerinde aldığı tekel hakkını protesto eden halk ayaklanmasında önemli bir rol oynadı. Bu yüzden İran’dan ayrılmak zorunda kalan Cemaleddin Afgani önce İngiltere’ye gitti. Ardından II. Abdülhamid’in yakın danışmanlarından Şeyh Ebü’l-Huda tarafından Osmanlı İmparatorluğuna davet edildi. Buradaki İranhkr üzerindeki etkisi, yandaşlarından Mirza Rıza’nın 1896’da Nacreddin Şah’ı öldürmesiyle sonuçlandı. Bu olaydan sonra gittikçe padişahın kuşkularını çeken Cemaleddin Afgani bir çeşit ev hapsinde iken kanserden öldü.

Cemaleddin Afgani İslam dininin yeniden canlandırılması uğrunda çalıştığı kadar, kendini Batı emperyalizmi karşısında İslam medeniyetinin kudretini göstermeye adamıştı. Kendisini yorumlayanlarca Sufi, filozof, siyasi entrikalardan hoşlanan bir fesatçı, mason, milliyetçilik öncüsü, hürriyet taraftan ve ajan olarak tanıtılmıştır.

Kendisini etkileyen düşüncelerin başında İran’da 18. yy sonundan itibaren etkin olan Şeyhilik akımı gelir. Şeyhilik, tasavvufi düşüncenin rasyonalizmle bir karışımıydı. İran’da genellikle felsefi düşüncelerin öbür İslam ülkelerine göre canlılığını korumuş olması Afgani’nin düşüncelerine özel bir felsefi-tasavvufi boyut kazandırmıştır. Mısır’da bulunduğu sırada müritlerinin kendine bağlanış nedenleri arasında İslam’ a, bu yoldan, yeni ve çağdaş boyutlar kazandırmış olması basta gelir. Oluşturduğu çevre Hidiv İsmail Paşa’ya karşı muhalefetin olgunlaşmasında önemli bir rol oynadı. 1877’de çıkmaya başlayan haftalık Mısr gazetesi ona düşüncelerini yayma fırsatı sağladı. Afgani’nin genç izleyicileri İskenderiye’de 1877-1880 arasında anayasacılık ve parlamentolu sistemi savunan Mısr el-fetat (Genç Mısır) gazetesini çıkardılar.

Cemaleddin Afgani’nin, Panislamizm’i İslam toplumları için bir kurtuluş çaresi olarak görmeye başlaması 1870’lerin sonuna rastlar. Bu konuda II. Abdülhamid’e bir proje sunduğu da bilinmektedir. Büyük bir olasılıkla Hindistan’daki Müslüman topluluğunu daha yakından tanımasının ya da o zamana kadar edindiği tüm deneyimlerin ürünü olarak, 1880’lerde İslam toplumlarında kültürlerin diri tutulması gerektiğine ilişkin yeni bir tez benimsemiştir. Cemaleddin, artık Müslüman yönetimlerden umudunu kesmiş, İslam’ın yeniden canlanmasını kişilerin bilinçlendirilmesine bağlamıştır. Cemaleddin’in en önemli kitabı olan er-Reddu ale’d-Dehriyyin (“Maddecilere Reddiye”) bu sırada yazıldı. Yapıt, özünde İslami inançların yalnız doğa yasalarına uymakla kalmayıp, tümüyle onlardan oluştuğunu ileri süren Hintli İslam reformcusu Sir Seyyid Ahmed Han’ı hedef almıştı. Ahmed Han, İslam’ı doğa yasalarının özü olarak görmenin yanı sıra siyasal bakımdan da İngilizler’le işbirliği yanlısıydı. Ahmed Han’ın düşünceleriyle tutumu arasında bir bağ gören Afgani, İslam dininin esaslarını bu kadar genelleştirmenin beraberinde bir kültür çöküntüsü getireceğini, aslını inkâr etme sonucunu doğuracağını söylüyordu. Bundan dolayı Müslümanlar bilhassa materyalizme karşı koymalıydılar. Asıl amaç İslam dinini olduğu kadar İslam topluluğunu da güçlendirmekti.

Afgani’nin Paris’te bulunduğu sırada yazdığı en önemli yazılar arasında Renan savunması gelir. Ernest Renan, Araplar’ın ırk olarak, İslam’ın da din olarak bilimi reddettiklerini ileri sürmüştü. Cemaleddin yanıtında İslam’ın bilimin ilerlemesine engel olabileceğini ancak bunun dinin bir sonucu değil, dinin gerçek özünün felsefeye konan yasaklar nedeniyle ortaya çıkamamış olmasından kaynaklandığını öne sürmüştür.

Kuran’ın çağdaş dünyada görülen birçok özellikleri önceden müjdelediği düşüncesi ve Kuran’ın ifadelerine zenginlik katan yorumlar, Afgani’nin katkıları arasında sayılır. Afgani’nin en yakın müridi Muhammed Abduh sonradan el-Ezher’in başkanı olmuş ve bu kurumda reformlar uygulamaya çalışmıştır.

Muhammed Abduh’un İslam’da akıl ve mantığa yer ayrılmış olduğunu vurgulayan öğretisi “selefiye” adıyla tanınır. Bu öğreti II. Meşrutiyet döneminde bir dereceye kadar etkili olmuştur. Ancak uzun bir süre din reformculuğu sözcüğü ve yaptığı çağrışımlar İslami çevrelerde olumsuz karşılanmıştır.

Cemaleddin Afgani Eserleri:

  1. er-Reddu ale’d-Dehriyyin, 1881, (“Maddecilere Reddiye”); 
  2. Tetimmetü’l-Beyan, ty, (“Sözün Bitimi”);

Kaynak: Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi, Cilt 24, Anadolu yayıncılık.

Yorumlar kapalı.