Coleridge, Samuel Taylor Kimdir? Hayatı ve Eserleri

kihaes 12/17/2021 0

Coleridge, Samuel Taylor Kimdir? Hayatı ve Eserleri: (1772-1834) İngiliz, şair. İngiliz edebiyatına özel­likle Kant ve Schiller’in sanat kuram­larını yansıtmış ve Wordsworth’la birlikte İngiliz Romantik şiir akımını başlatmıştır. Samuel Taylor Coleridge Devonshire’da doğdu, 24 Temmuz 1834’te öldü. Bir din adamının oğluydu. Ortaokul ve liseyi Christ’s Hospital School’da oku­du. On yaşından başlayarak olağanüstü okuma sevgi­si, büyük düşler kurması, dost severliği ile dikkati çekti. Oyun yazarı, şair ve eleştirmen Charles Lamb’le yaşam boyu sürecek arkadaşlığı okul sırala­rında başladı. Bir yandan Yeni-Platoncular’ı okurken bir yandan da Fransız Devrimi’nin verdiği coşkuyla özgürlükçü şiirler yazdı.

1791’de Cambridge Üniversitesi’ne kabul edildi ama düzensiz
üniversite yaşamı onun yeteneklerine bel bağlayanları düş kırıklığına uğrattı.
Cumhuriyet­çiliği savunurken laikliğe karşı olması arkadaşlarını bile
şaşırtıyordu. Biriken borçları ve Mary Evans adlı bir kıza duyduğu umutsuz aşk
yüzünden 1793’te Cambridge’i terk ederek İngiliz Süvari Birliği’ne ya­zıldı.
Ailesinin borçlarını ödemesi yüzünden Cambridge’e geri döndü. 1794’te Oxford’a
gitti ve orada şair Robert Southey’le tanıştı. Coleridge ve Southey radikal
düşüncelerini yaşama geçirmek amacıyla Amerika’ya göç etmeye ve orada
geleneklerden, önyargılardan ve özel mülkiyetten arınmış bir toplum kurmaya
karar verdiler. Bu düşüncelerinin coşkusu Coleridge’in o yıllarında yazdığı
sonelerde ve “The Fail of Robespierre”, (“Robespierre’in Düşüşü”) şii­rinde
görülür. Aile bu ütopyanın zorunlu bir parçası olduğundan Coleridge sırf
evlenebilmek için Southey’ in nişanlısının kız kardeşi Sarah Flicker’la nişanla­narak
mutsuz bir evliliğe ilk adımı attı. Bu sırada yazarlık yaptığı The Morning Chronide’dan aldığı parayla ve ünlü kişilere yazdığı sonelerle geçinemeyeceğini
anlayınca Londra’ya iş aramaya gitti. Londra’ da yeniden buluştuğu Charles
Lamb’le edebiyat sohbetlerine dalıp ütopik toplum tasarısını unutması
Southey’le arasının açılmasına neden oldu. Southey’in zorlamasıyla Bristol’a
dönerek orada siyaset ve din konulu konferanslar verdi. Aynı zamanda The Watchman adlı bir dergi çıkarmaya başladı, ama dergi onuncu sayıda iflas
etti, işsiz kalınca, arkadaşlarının uyarılarına karşın, çiftçilikle yaşamını
kazanmaya karar vererek Nether Stowey adlı bir köye taşındı. Bu sıralarda esrar
alışkanlığını da yakınlarına itiraf etti.

1796 sonunda yazdığı bir şiirde “Ode to the Departing Year”
(“Giden Yıla Od”) ölümlüler göremese de yaşamın üstün ve iyi güçler
tarafından düzenlendiğini savunur. 1797’de konusunu Schiller’in Der Geisterseher (“Ruhları Gören”) adlı romanından aldığı Osorio tragedyasını yazdı, ama bu yılın daha önemli olayı büyük İngiliz
şairi William Wordsworth’la işbirliği­nin başlamasıdır. Bu dönemin “This
Lime-tree Bower My Prison” adlı şiirinin görkemli ve doğaya dönük dizelerinde
Wordsworth etkileri görülmeye başlar.

William Wordsworth ve kızkardeşi Dorothy Wordsworth’la geçirdiği
1797-1798 yılları Coleridge’ in en verimli yılları oldu. “The Rhyme of the
Ancient Mariner”ı (“İhtiyar Denizci’nin Türküsü”), “Christabel”in ilk bölümünü,
The
Wanderings of
Çin’in (“Kabil’in Sürgünü”) bir bölümünü yazdı. Aynı yılın Eylül ayında
Almanya’ya gitti. Bir süredir Alman şairi Schiller’le ilgileniyordu. 1799’da
Almanya dönü­şünde felsefe alanında çalışmaya karar verdi. 1800’de gene
Wordsworth’la çalışmaya başladı, ama esrar alışkanlığı artmış ve çalışmasına
engel olacak dereceye gelmişti. Son büyük şiiri “Dejection: an Ode”da (“Keder”)
doğal güzelliklere duyarlılığını kaybettiğinden, şiir yeteneğinin kendisini
terk ettiğinden yakı­nır. Sağlığını kazanmak umuduyla 1803’te Malta’ya gitti.
Bir yıl sonra Londra’ya döndüğünde sağlığı eskisinden de kötüydü. Londra’da The Courier gaze­tesinde yazmaya başladı. 1808’de Shakespeare ve diğer ünlü
şairler hakkında verdiği konferanslar dört yıl süreyle devam etti ve çok
başarılı oldu.

Yazarlık yaşamını anlattığı Bıographia Literaria (“Yazınsal Özyaşam”) 1817’de basıldı, iki ciltten oluşan bu
kitabın birinci cildi oldukça tutarlıysa da ikinci cildi dağınıklığı ve
tutarsızlıklarıyla Coleridge’ in sönmekte olan dehasını yansıtıyordu.

Coleridge yaşamının son yıllarını Wordsworth ve Southey’le
yenilenen dostluğundan aldığı güçle felsefi, dini, edebi yazılar yazarak
geçirdi. Ama 1819’dan sonra önemli bir yapıt vermedi.

Coleridge Wordsworth’la birlikte İngiliz Ro­mantik şiir akımının
öncüsü sayılır. Şiir alanında Wordsworth kadar verimli olamamışsa da romantik
şiir kuramının belirlenmesine katkısı ve İngiliz şiirine çok çeşitli etkileri
getirmesi açısından Wordsworth kadar önemlidir. Özellikle 1800’den sonra Göller
Yöresi’nde yakın evlerde oturup beraber çalıştıkları sırada birbirlerini büyük
oranda etkiledikleri için, Wordsworth ve Coleridge “Göl Şairleri” diye de
anılırlar.

Colerıdge’e göre sanat dış gerçekliğin üslupçu bir taklidi değil,
kişisel yaşantının ifadesidir. Şiirin en önemli eksenini şairin özel duygulan,
düşünceleri, inançları ve izlenimleri oluşturur. Nitekim “Kubla Khan” şiirini
yazmadan önce okuduğu bir kitabın bir cümlesinde uyuya kaldığını, uyandığı
zaman da okumasından kaynaklanan karışık düşlerini nesnelleş­tirerek “Kubla
Khan”ı yazmaya başladığını, ama apansız gelen bir ziyaretçi yüzünden şiirini
bitireme­diğini söyler. Çünkü dış dünya kişisel dünyasını etkilemiş ve ilhamını
yok etmiştir. Sonradan eleştir­menler, uzun araştırmalar sonucu, “Kubla Khan”ın
bir kitaptan değil birçok kitaptan esinlenilerek yazıl­dığını saptadılar ve
büyük bir olasılıkla, Coleridge’in iddia ettiği gibi yarım değil, tamamlanmış
olduğunu kanıtlamaya çalıştılar. Yorumu ve açıklanması için eleştirmenleri çok
uğraştıran “Kubla Khan” gerçekte 19. yy ile birlikte gelen yeni şiir
anlayışının ilk ve en önemli örneğidir. Bu anlayışa göre şiir öznelliğin
ifadesi olmakla birlikte yazılıp bittikten sonra bağım­sız ve gizemli bir
nesnedir, değişik ortamlarda, değişik okurların yeni, bambaşka, hatta bazen
çelişik yorumlarına açıktır.

Coleridge’in şiirinde doğa, öznelliğin dışavuru­mudur; doğa
betimlemeleri şairin ruh halinin göster­gesidir. Doğa aynı zamanda mistik bir
güçtür ve şairle Tanrı arasındaki bağdır. “The Rhyme of the Ancient Mariner”de
ihtiyar denizci ancak doğanın en iğrenç yaratıklarına, solucanla yılan arası
bir çeşit deniz hayvanına sevgi ve acıma duyabildiği zaman Tanrı’nın lanetinden
kurtulabilir ve sonsuza dek yitirdiğini sandığı insanlığına kavuşur. Şair,
doğanın, mekanik bir gerçeklik olduğu düşüncesini yadsıyarak onun gizemini
kavradığı, yaşayan bir varlık olduğunu duyabildiği ölçüde, yaratıcılığını
güçlendirir; çünkü en güçlü yaratıcı olan Tanrı’ya ancak böyle ulaşabilir.
Coleridge’in şiirindeki doğa ve tanrı kavramı Alman idealist felsefesinin
etkilerini taşır. Gerek şiir, gerekse felsefede bu, 18. yy’ın mekanik doğa ve
tanrı kavra­mının tam karşıtıdır. Şairden sonra doğaya ve Tanrı’ ya en yakın
kişi çocuktur. Çünkü çocuk günlük yaşam içinde birtakım basit kaygılarla düş gücünü,
masumiyetini ve doğallığını yitirmemiştir. Coleridge Bıographia Literaria’da şairin dehasını çocukluğun masumiyetini yetişkinliğin
güçlülüğüne iletme, ço­cukluk heyecanıyla gündelik yaşamın tekdüzeliğine karşı
direnme yeteneği olarak tanımlar.

Coleridge, “The Rhyme of the Ancient Mariner”, “Christabel”, ve
“Kubla Khan” şiirleriyle İngiliz şiirine demonoloji ve folklordan yararlanarak
gizem ve büyüyü getirdi. Burada amacı duyularla algılanıp gözlemlenebilen
gerçekliğin ötesinde doğaüstü bir gerçeklik ve denenmemiş varoluş biçimleri de
olabile­ceğini okurlarına hatırlatmaktı. Bu bağlamda, Orta Çağ ve Doğu
Coleridge’in şiirinde zaman ve yer olarak, Avrupa güncelliğinden daha büyük
önem taşıdı. Orta Çağ ve Doğu edebiyatlarına ve inançları­na Coleridge
Aydınlanma Dönemi’nin kısıtladığı yaşantısal gerçeğin ufkunu genişletmek için
başvurdu.

Coleridge gerek gençliğinin radikal, gerekse yaş­lılığının
muhafazakâr döneminde katkısız bir bireyciydi. Coleridge’in bireyciliği bir
boyutuyla 19. yy İngiltere’sinin liberal bireyciliğiyle bağdaşırken, bir
boyutuyla da Kant sonrası idealist Alman felsefesinin öznelliğiyle birleşir, insan beyni 18. yy’ın kimi düşünürlerinin
iddia ettiği gibi dış dünyayı algılayıp yansıtan bir tabulu rasa değil, yaşantısal gerçekliği biçimlendiren yaratıcı bir güçtür.
Sanatçı bu gücü en çok kullanan kişi olarak bütün öbür insanlardan üstündür.
Coleridge şairin üstünlüğünü bu felsefi boyuta oturtarak sanatçının olağanüstü
niteliklere sahip kışı olduğu düşüncesini kendinden sonraki romantiklere miras
bıraktı.

Samuel Taylor Coleridge Eserleri:

Şiir:

  1. The Compiete
    Poetıcal Works of Samuel Taylor Coleridge, (ö.s.), E.H. Coleridge (yay), 2
    cilt, 1912, (“Bütün Şiirleri”).

Mektup:

  1. Letters of
    Samuel Taylor Coleridge, (ö.s.), E.H. Coleridge (vay),
    1895, (“S. T. Coleridge’in Mektupları”);
  2. Unpublished
    Letters of Samuel Taylor, (ö.s.), E.L. Griggs (yay), 1932,
    (“S. T. Coleridge’in Yayımlanmamış
    Mektupları
    ”).

Oyun:

  1. The Fail of
    Robespıerre, 1794, (“Robespierre’in Düşüşü”);
  2. Zapolya, 1817;
  3. Osorio, 1817.

Çeşitli:

  1. Biographia
    Literaria, 1817, (“Yazınsal Özyaşam”);
  2. Aids to
    Reflection, 1825.

Kaynak: Türk ve Dünya Ünlüleri
Ansiklopedisi, Cilt 26, Anadolu yayıncılık.

Yorumlar kapalı.