Oktay Rifat kimdir? Hayatı ve eserleri

kihaes 01/05/2015 0

Oktay Rifat kimdir? Hayatı ve eserleri: Trabzon’da doğdu (1914). Ortaöğrenimini Ankara Gazi Lisesi’nde, yükseköğrenimini Paris Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde tamamladı (1943). Memurluk, avukatlık yaptı. 18 Nisan 1988’de öldü. İlk deneylerini Varlık dergisinde (Ezâ, 15 Aralık 1936; Halka, 1 Ocak 1937) yayımlayan Oktay Rifat, yaşıtı öteki şairler gibi II. hececi kuşaktan öğ­rendiği sezilen teknikleri, onlara özgü sözcük ve tamlamalarla uygulamaya çalışırken kendisinden haber veren dizeler ortaya koyabilmiştir. Yaşından, çevresinden, toplum koşullarından sıkılarak içi içine sığmayan bir kişilik gibi görünmez bu şiirlerde. Geleneğin çizdiği bir dünyada, kurulu düzenle sorunlan olmayan şairlerin alışılmış duyarlıklarını andıran temaları işler. Sorarsa, Göründü gökyüzünde martılar Nerede hasret kaldığım deniz? diye sorar; yakınırsa,

Kayboldu gittiği beldelerde Sonsuzluğa bıraktığım gemi diye yakınır; sevinirse,

Ey tuhaf bir hüzünle hatırlanan isim Artık bana verildi bu ebedî bahar

diye sevinir.

Ahmet Haşim’i, Ahmet Hamdi’yi, Ahmet Muhip’i yakından izlediğini kanıtlayan dizelerdir bunlar. Bu evresinin geçmişe dönük anıları işleyiş yö­nünden başarılı ürünlerinden biri olan “Günler Geçmiş Buradan”da (Var­lık, 1 Şubat 1937) bu genel görünüşten kurtulmuş, yakın çevreyle, özellik­le eşyaya bakışı ile özgünleşen bir şair kimliği kazanmıştır. Aynı yıl Varlık’ta çıkan (Yıldızlar, sayı 101; Karga, sayı 103; Karaca Ahmet, sayı 103) ölçü ve uyak dışı verimlerine karşın, yeni bir Servet-i Fünun şiirinin kaygı­larını taşıyan kimi kuruluşlarda da bu özelliğinin peşini bırakmadığı söyle­nebilir (İthaf, Oluş dergisi, sayı 1, 1 Ocak 1939).

“Garip” evresine özgü girişimlerini yaparken bile geleneksel çizgiden uzaklaşmama özelliği, şiirinin sonraki aşamalarında da görüldüğü için de­ğişik sayılabilecek dönemleri kesin çizgilerle ayrılmaz Oktay Rifat’ın. Çe­şitli olanaklardan sonuçlar çıkarmak isteyen bir deneyci gibi görünmesi bu nedenledir. Gene de şiirinin gelişme aşamalarını belirleyebilme amacı ile ge­nel bir ayırma yapılırsa şu sonuçlara varılabilir:

  • 1937-1941 yıllarım kapsayan Garip dönemi evresinde şair şaşırtıcı buluşlara, ince yergiye, güldürmeceye dayanan pabçaların yanı sıra top­lumsal sorunların (Şehitlik), ve değişik insansal durumların (Bir Otelin îki Odası) işlendiği şiirler yazar. Ölçü dışına kaymasına karşın, yer yer uyak­lardan yararlandığı olur. Dili yalınlaşmış, benzetilerden arınmıştır, ama ge­leneksel şiir öğelerinin tutunup kaldığı bir yanı vardır. Ancak, “Karanlığın bahçesinde pencerem” biçiminde bir dizeden sonra, “Bir ağaç cama vuru­yor” diye yazabilir. Sonra duygululuğunu önleyemez. Duygululuğu ağır bastıkça gerçeküstücü eğilimlerden, Orhan Veli’ye göre daha çabuk uzak­laşır Oktay Rifat. Uzaklaşma zorunluğu duyar.
  • Bu onun -bir anlamda- başladığı yere, geleneksel şiirin kaynaklarına yeniden eğilmesine yol açar. 1944’lerde halk şiirinin biçimlerine öykünerek ölçüyü, uyağı kullanırken, kendisini bütün bütün duygularına bırakır. Garip’teki şiirleri o yazmamış gibidir sanki.

Defler vuruldu önceden Sazlar çalındı inceden Döşek sermişler yoncadan Bir nur doluyor cismime

Tepsilerde vişne kiraz Şerbet içtim kandım biraz Dedim gayri durmak olmaz Remil atılsın ismime.

(Rüya, Güzelleme, 1945,)

Aynı evrenin öteki kitabı, Yaşayıp Ölmek, Aşk ve Avarelik Üstüne Şiir­ler’ e (1945) ölçülü uyaklı şiirlerini alarak eski-yeni kavramlarım biçim ku­rallarının dışında gördüğünü belirtmek ister gibidir.

Ey bana bahçesini göstermeyen kalın çit Ceviz kapılarını çaldığım sırlı konak Gizli anahtarını avuçlarıma bırak Çözül artık ey düğüm, açıl artık ey kilit (Anahtar)

İlkin Varlık dergisinde çıkan (Temmuz 1946) Uludağ Sokak Satıcıları (Aşağı Yukarı, 1952) ise on yıla yakın deneyciliğin önemli ürünlerinden bi­ri sayılmalıdır. Hece ölçüsüyle ve özgün uyaklara özen gösterilerek yazılan bu 6’şar dizelik kuruluşlarda şairin sözcüklere egemenliği, dengeciliği, öl­çüden bağımsız olarak gelişen sesinin yanı sıra çizimlerindeki yaşarlık açık nitelikler olarak belirir.

Dağlar görünürken kapıda ardınızdan indirin tüy gibi küfeyi sırtınızdan Bir elmada bir mevsim dolsun evimize.

  • 1947-1955 yıllarında Oktay Rifat’ın yapısal açıdan iki tür kuruluş­larla toplumsal sorunlara açıldığını söyleyebiliriz. Genellikle kabul edildiği gibi, Prevert’in çıkışından yararlandığı belli olan parçalarda halk şiirinin öğelerini kullanmada yeni yollar ararken, Güzelleme’ deki gibi öykünme düzeyine varmaktan çekindiği bellidir. Belki Bedri Rahmi’nin 1940’lardaki girişimlerinden de cesaret alarak güncelle sarmaş dolaş olur. Yaprak (1947- 49) ve Yeditepe (1951-54) dergilerinde yayımlanan bu şiirlerde toplumcu öğretiye inanışın yansımalarını bulabiliriz.

Hepimizin ağzımız burnumuz var

Hepimizin aklı

Apaçık ortada işte

O haksız bu haklı

Biz yaya kalmışız bu kervanda

Beyler paşalar atlı

Dökülmüşüz yollara çoluk çocuk

Kimisi kel kimisi bitli

(‘Kervan, Aşağı Yukarı)

İstanbul Şiiri, Fadik ile Kuş, Çocuğun Dişleri, Ağa Tekerlemesi (Aşağt Yukarı) Hürriyet, Karga ile Tilki (Karga ile Tilki) gibi bu evrenin en bilinen parçalarının aynı kuruluş özellikleri göstermelerine karşılık, Oktay Rifat şi­irinin önemli aşamalarından biri olan Telefon (Karga ile Tilki) içeriği ve ya­pısı ile öteki ürünlerinden ayrılır.

1953’lerde Amerika’da yargılanan karı koca Rosenberg’lerin ölüm ceza­sı karşısında bile onurlarından bir şey yitirmeyen kişiliklerinin uyandırdığı sevgi, hayranlık duygularının işlendiği sezilen bu şiir, 9 dizeden kurulu dört bölümde geliştirilmiştir. Birinci bölümde, erkeğin söyleyişiyle, inançta birleşilen sevgiyi, “Hürriyetin rüzgârlı bayrağı oldu / Bize yeten aydınlığı sev­damızın” dizeleriyle somutlanmış buluruz. Ethel Rosenberg’in söyleyişiyle, çocuklara değgin duyarlıkların sergilendiği II. bölümde analık sevgisiyle di­renme bilinci savaşır gibidir. III. ve IV. bölümlerdeyse, ölüm anma değin, telefonla bile “itiraf” olanağı tanıyan zorbalık karşısında, analık duygusu­nun insanlık duygusuyla özdeşleşerek yenilgiye kafa tuttuğu görülür. Çocuklara bakma dayanırım Gide gide çoğaldım halkım ben artık Dağ taş kalabalık kalabalık Satar mıyım onları onlar da çocuklarım Ben kadınım çocuklarımla varım Telefon nafile açmam seni.

Oktay Rifat’ın Perçemli Sokak ve Âşık Merdiveni kitaplarında “gerçe­ğin gündelik düzenini değiştirme” ya da “gerçeğe başka bir açıdan bakabil­me” olanaklarını araştırmaya bağlı yönelişlerle sözcüklerin yarattığı görün­tülerin peşine düştüğü söylenmiştir. îlk gençlik ürünlerinde bilinen durum­larıyla rastladığımız eşya, bu şiirlerinde temel öğe durumuna getirilirken alışılmışın ötesinde boyutlarla yansıtılmak istenir. Bu istekle şair, “güneşin kanatlan”, “papatyaların renkli camları”, “evlerin başaklan”, “uykusuz camların kırmızı boynuzlu öküzü”, “alnımın kuşları” biçiminde söyleyiş­lerle donanmış bir şiir düzeyinde sözcüklerin özerk olarak işlevlerini göz önünde tutmanın hesabı içindedir.

Elleri Var Özgürlüğün (1966) ve Şiirler (1970) çeşitli deney evrelerinden geçmiş; toplumu, insanları tammış; öğretilerden öğreti beğenmiş bir kişili­ğin olgunluğunu yaşar gibidir Oktay Rifat. Şiirlere, geçmiş deneylerinden elde ettiği olanaklar sanki kendiliğinden ağırlıklarını koyarlar. Ahmet Hamdi’nin bir dizesinde söylediği gibi “her şey yerli yerinde”dir. Kendi uzağında, kalabalığı yaşarken, “evren kovanının arıları, tarihsel akışın yi­ğit sürücüleri olarak” nitelediği işçilere seslenir. Dünle, yaşananla, gelecek­le hesaplaşarak gerçek özgürlüğün ilkelerini koymaya çalışır.

Bir kara somunun çevresinde döndükçe Dünyamıza özgürlük getiren kardeşler O somunla doğrulur uykusundan akıl Ağarır o somunla bitmeyen gecemiz O güneşle bağımsızlığa erer kişi.

(Elleri Var Özgürlüğün)

Azgelişmişliğin acısı, İstanbul, deniz, yağmur, değişen mevsim, eskidik­çe büyüyen vazgeçilmez olan sevgi, sabır ve öfke, her şey şiirde gün gör­müşlüğün, yıllar yılı düşünüp aramışlığın simgeleri olarak, ateş böcekleri gibi parıldar durur. Düşünür kişi, bilgelik aşamasında şair kişinin bütün özümleme isteklerine yol vermiştir.

Gitmez bu böyle, bu böyle yürümez. Bir gün Durulur bu çalkantı, doğarsın güneşe Bakarsın gökyüzü eski bir resim gibi Pencerede yeniden ve kitap masada Tasaların, kaygıların yunmuş, arınmış Peşkirin, çarşafın, yanı sıra Uçuşuyor çırpına çırpına rüzgârda.

Nerdesin alın teriyle gülen aydınlık Nerdesin güzel kokularla dolu gece.

(Gündüze Geceye Özlem, Şiirler, 19 69)

Oktay Rifat’ın 1970’lerden sonra görme gücünün yaratıcı işlevine tes­lim olduğunu söyleyebiliriz. Odaya, sofaya, mutfağa, komşu evin duvarına, kilime, sandığa, bohçaya, çalışan bir kadının ellerine, işçilere, köylülere, minibüs, otobüs bekleyen insanlara, bir heybeye doldurulmuş lahanalara;

bir at arabasının tekerine, bir gelinin sırtında taşıdığı bebeğin emziğine ba­karken duyumsadıkları şiirsel ağlamaya dönüşür. Bu şiirlerde ayrıntılar gerçeği yansıtırken toplumsalı yaratmıştır.

ŞİİR KİTAPLARI:

  1. Garip (Orhan Veli, Melih Cevdet’le birlikte 1941),
  2. Yaşayıp Ölmek, Aşk ve Avarelik Üstüne Şiirler (1945),
  3. Güzelleme (1945),
  4. Aşağı Yukarı (1952),
  5. Karga ile Tilki (1955 Yeditepe Şiir Armağa­nı, bas. 1954),
  6. Perçemli Sokak (1956),
  7. Aşık Merdiveni (1958),
  8. İkilik (Aşa­ğı Yukarı ve Karga ile Tilki kitaplarının 2. bas. 1963),
  9. Elleri Var Özgürlü­ğün (1966),
  10. Şiirler (1970 Türk Dil Kurumu Şiir Armağanı, bas. 1969),
  11. Ye­ni Şiirler (1973),
  12. Çobanıl Şiirler (1976),
  13. Bir Cigara İçimi (1979; Sedat Simavi Edebiyat Ödülü, 1980),
  14. Denize Doğru Konuşma (1982).

Kaynak: Çağdaş Türk Edebiyatı 3, Cumhuriyet Dönemi 1, Şükran KURDAKUL, 1994, Evrensel Basım Yayın.

Yorumlar kapalı.