George Byron kimdir? Hayatı eserleri

kihaes 11/11/2021 0

George Byron kimdir? Hayatı eserleri: (1788-1824) İngiliz, şair. Romantik şiirinin yanı sıra radikal düşünceleriyle de ün kazanmıştır. George Gordon Noel Byron, 22 Ocak 1788’de, Londra’da doğdu, 19 Nisan 1824’tc öldü. Babası John Byron birinci karısının ölümünden sonra şairin annesi Gatherine Gordon’la evlendi. Birinci evliliğinden de Augusta adında bir kızı vardı ve oğlu daha üç yaşındayken Fransa’da öldü. George Byron doğuştan topaldı. Evhamlı bir kadın olan annesinin gösterdiği aşırı sevgi, onun içine kapalı, hassas bir çocuk olmasına yol açtı. Bu duygusallığını daha dokuz yaşındayken dadısına ve kendinden büyük yeğenlerine duyduğu aşklarla dışa vurdu. 1798’de, on yaşındayken, büyük amcasının ölümü üzerine baronluk payesini aldı.

1801’de Harrow’a, sonra da Cambridge Üniversitesine gitti. Cambridge’de bir yandan savurganlığa ve eğlenceye dalıp borçlanırken öte yandan da Yunan klasiklerine, özellikle güzel konuşmaya merak sardı. Bu arada John Edleston’a duyduğu sevgiyi “Thyrza” şiirlerinde dile getirerek platonik bir aşk yaşadı. 1806’da ilk şiirleri Fugitive Pieces’ı (“Ömürsüz Dizeler”) dar bir çevrede okunmak üzere özel olarak bastırdı. Aynı yıl Hours of Idlencss’l (“Avarelik Saatleri”) yayımlandı. Cambridge’de liberal ve radikal fikirleriyle kendisini etkileyen John Cam Hobhouse’ la tanıştı ve iki yazar arasında ömür bovu sürecek bir dostluğun temelleri atıldı. Henry Broughanı’ın lidinburgh Revieic’da Hours of İdleness’ı acımasızca eleştirmesi Bryon’un dehasının bir başka boyutunu, vergiciliğini ortaya çıkardı. Bu eleştiriye duyduğu İtini iki yıl besleyen Byron 1809’da ilk önemli eseri English Bards and Scotcb Reviewers’ı (“İngiliz Ozanlar ve İskoç Eleştirmenler”) yayımladı. English Bards and Scotcb Revıcıvers, Edinburgh Review’daki eleştiriyi yeren bir karşı saldırıydı ve yazarın alaycılıktaki ustalığını ortaya kovuyordu. Bundan kısa bir zaman sonra Byron, Lordlar Kamarası’ndaki yerini aldı ve arkadaşı Hobhouse ile o zamanlar hem romantik, hem de siyasal önem taşıyan ve çok yaygın olan Doğu yolculuğu modasına uydu. Portekiz, ispanya, Malta, Sırbistan, Atına, İzmir üzerinden İstanbul’a gelen Byron, Çanakkale Boğazı’nın en dar yerinde karşıdan karşıya yüzerek, “Hero ve Leander” mitinde Leander’ın Hero’ya ulaşmak için yüzdüğü uzaklığı aynen yüzmüş oldu. Atina’da tanıdığı Teresa Macri’nin büyüleyici güzelliğinden esinlenerek yazdığı “Maid of Athens” şiirinden başka Doğu yolculuğuna mitik bir boyut kazandıran Childe Harold’s Pilgrimage (Childe Harold’ın Kutsal Yolculuğu) ile Turkısh Tales (Türk Öyküleri) yazdı. Turkısh Tales, The Giaour (“Gavur”), The Bride of Abydos (“Abydos’lu Gelin”) ve The Corsair (“Korsan”) adlı, konusunu Türkler’den alan üç öyküden oluşuyordu. Londra’ya döndüğünde, gerçekleştirdiği romantik yolculuk, yakışıklılığı, soyluluğu ve aşklarla dolu yaşamına ilişkin dedikodular onu zaten edebiyat çevrelerinde ilginç bir kişi yapmışken, Childe Harold’ın basılmasıyla birdenbire büyük bir üne kavuştu. 1814’de Anna Isabella Milbanke’la evlenene kadar, üvey kızkardeşi Augusta ile kurduğu ilişkiyi de içeren özel yaşamının yarattığı dedikodularla ilgileri hep üstüne çekti. Kısa süren ve Augusta Ada adını verdiği kızının doğuşundan sonra karısının kendisini terk etmesiyle sonuçlanan evliliği, kız kardeşiyle ilişkisinin sürdüğü yolundaki söylentiler, birçok çevreden dışlanmasını doğuracak kadar yayılınca hiç dönmemek üzere İngiltere’den ayrıldı. Cenova’da, Percy Bysshe Shelley, Mary Godwin, Jane Clairemont’la buluştu. Shelley’le arkadaşlığından Prometheus (“Promete”), Childe Harold’ın Üçüncü ve Dördüncü Kantoları ve Manfred adlı yapıtlar doğdu. 1817-1823 yılları arasında da başyapıtı Don Juan’ı yazdı. Siyasal radikalizmi, geleneksel din ve ahlak anlayışına karşı çıkışıyla bu yapıt Byron’ın kendisini aforoz etmeye kalkan İngiliz toplumuna meydan okuyuşuydu.

Venedik’te Kontes Teresa Guiccioli’yle tanıştı ve 1819’dan 1821’e kadar süren ilişkileri boyunca Kontes’ in kardeşi Kont Pietro Gamba’nın da içinde bulunduğu yeraltı örgütünde italya’da anayasa ve özgürlük hareketi için çalıştı. Bu eylemin şiirsel yönünü The Prophecy of Dante(“Dante’nin Kehaneti”), Don Juan’ınson kantoları ve Marino Falieroile The TwoFoscari (“İki Foscari”) oyunları oluşturdu. 1821’de yazdığı Sardanapalus trajedisinde ise, özgürlük ideallerini, kendi kişiliğiyle özdeşleştirdiği Asur hükümdarı Sardanapalus’ta simgeleştirdi. İncil’den esinlenen Cain (“Kabil”) ve Heaven and Earth (“Cennet ve Dünya”) ile özgürlükçü fikirlerle muhafazakâr İngili şairi Robert Southey’e saldırdığı The Vision of Judgment’i (“Kıyamet”) bu döneme aittir.

Gamba ailesi Venedik’ten sürülünce, George Byron, Pisa’ya gitti. Burada Shelley ve Leigh Hunt’la The Liberal adlı siyasal dergiyi çıkarmaya başladı. Pisa ekibinin bir başka üyesi de John Trelatvny idi. Shelley’in 1822’de ölümü üzerine, Byron, Cenova’ya, Kontes Guiccioli’ye döndü. Yeni şiirler yazamamanın, bir yere varmadığını düşündüğü siyasal eylemin yarattığı can sıkıntısıyla bu kez dc Yunan bağımsızlık hareketiyle ilgilenmeye başladı. Arkadaşı John Trelawny, Yunan bağımsızlık hareketinin bazı önderlerince İngiltere’de kurulmuş bir komitenin üyesiydi. Temmuz 1823’te Trelawny ve Pietro Gamba ile Yunanistan’a gitti. Kendini siyasal karamsarlığın pençesinden kurtaramamak ve yaptığı işe, kendi deyimiyle, “aptal işgüzarlığı” olarak bakmakla birlikte, sonuna kadar dayanmakta azimliydi. Birbirine karşıt bağımsızlık liderleri arasındaki çıkar kavgalarını görmezlikten gelmeye çalıştı. Ateşli bir hastalık sonunda öldüğü güne değin, Yunanlılar’ın bağımsızlık hareketini destekledi. Sönmeye başlamış olan ünü, adı bu davayla birleşince, yeniden parladı ve ölümü bütün Avrupa’yı yasa boğdu.

Byron’ın yaşadığı dönemde ve ölümünden hemen sonra en beğenilen yapıtları tumturaklı bir dille, egzotik ülkelerde, özgürlük kahramanlığı ve devrimci politikayı anlattığı, tutkuyla nefretin karıştığı sevdalarla süslediği, Turkish Tales ve Cbilde Harold’dır. Bugün ise toplumsal yergiciliğini öne çıkaran Beppo, The Vision of Judgment, Don fuarı gibi yapıtları daha önemli sayılır.

Çağdaşlarını çok etkileyen, ününü borçlu olduğu Turkish Tales ve Cbilde Harold’ds. Byron 1001 kültürünün Masalları’ndaki kıskançlık, aşk, entrika, intikam, ihanet, harem kuralları gibi Doğu temalarını Türkler’ e de yakıştırarak bir Türk miti oluşturdu. Sırbistan’ da kaldığı sırada kendisini misafir eden Tepedelenli Ali Paşa’yı, bu yapıtlarında, hem korkutan, hem de karşı konulamaz çekicilikte zorba bir hükümdar olarak tanıttı. Tepedelenli Ali Paşa bir yandan koruyuculuğu, öte yandan bağışlamaz zorbalığıyla, George Byron için, hem korkutucu, hem de başkaldırılması kaçınılmaz bir yetkinlik simgesine dönüştü. Turkish Tales’i oluşturan üç öyküde ise zamanında romantizmin simgesi haline gelen “Byron kahramanı”nı yarattı. “Byron kahramanı”, bir yandan Milton’ın şeytanından, bir yandan da Gotik romanın hainlerinden esinlenen ve Byron’ın bastırdığı suçluluk duygularıyla, başkaldırı, yalnızlık, sapık cinsellik, pişmanlık, sevgi ve nefret karşıtlıklarıyla bezenmiş, şeytani çekiciliğe sahip, olağandışı bir kişiydi. Bu öyküler İngiltere’de yaygın bir Doğu edebiyatı akımı başlattı, şimdi tümüyle unutulmuş olan, ama zamanında satış rekorları kıran Doğu öykülerinin yolunu açtı. Yalnızca Childe Harold basıldığı gün on bin tane satıldı. Thomas Hope, Anastasius, or Memoirs of a Greek (“Anastasyus, ya da Bir Yunanlının Anıları”), James

Morier, Hacı Baba, John Trelawny, Adventures of a Younger Son (“Küçük Oğul’un Serüvenleri”), Thomas Moore Lalla Rookh’la bu akımda şanslarını denediler.

Günümüzün Byron değerlendirmesinde Turkish Tales ve Childe Harold’ın unutulmasına karşın, hâlâ önemini koruyan Don Juan gerçekçi bir yapıttır. Byron, Don Juan’da kişisel deneyimleri, görmüş geçirmiş bir ozanın irdeleyici bakışıyla, toplumunun kalıplaşmış ahlak anlayışını, aksayan kurumlarını, ikiyüzlülük ve mevki hırsını yerer. Hoşgörülü, özgürlükçü bir dünya görüşü sunar. The Vision of Judgment’di Don Juan’ın ince alayı coşkulu bir saldırıya dönüşür. Byron bu yapıtında tutucu çağdaşlarını aşağılayarak her türlü yaltaklanmayı ve uzlaşımcılığı lanetler.

George Byron Eserleri:

  1. 1.(ö.s.), R. E. Prothero (der.), 6 cilt, 1898-1901, (“Mektuplar ve Anılar);
  2. 2.(ö.s.), E.H. Coleridge (der.), 7 cilt, 1898-1904, (“Şiir”); 
  3. 3.(ö.s.), T.G. Steffan ve W.W. Pratt (der.), 4 cilt, 1957, (“Byron’un Don Juanı”); 
  4. 4.(ö.s.), John Murray (der.), 2 cilt, 1922, (“Mektuplar ve Anıların Devamı”).

Kaynak: Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi, Cilt 22, Anadolu yayıncılık.

Yorumlar kapalı.