Eduard Bernstein kimdir?
Eduard Bernstein kimdir? Hayatı ve eserleri hakkında bilgi: (1850-1932) Alman düşün ve siyaset adamı. Sosyal Demokrat hareket içinde “revizyonizm” akımını kurmuştur. 6 Ocak 1850’de, bir Yahudi ailesinin on beş çocuğunun yedincisi olarak Berlin’de doğdu. 18 Aralık 1932’de aynı yerde öldü. Babası bir lokomotif makinistiydi. Bernstein on altı yaşına değin Gymnasium’da okudu; sonra bir bankada çalıştı. Yirmi yaşlarında sosyalizmle ilgilenmeye başladı ve 1872’de Lassalleciler’e karşı, Marxizm’e daha yakın olan A. Bebel ve W. Liebknecht’in de içinde bulunduğu Eisenach Sosyalistleri’ne katıldı. Bu grubun çıkardığı Die Zukunft (“Gelecek”) gazetesine yazılar yazmaya başladı. 1875’te, iki sosyalist grubun birleşerek Alman Sosyal Demokrat Partisi’ni (SDP) kurduğu Gotha Kongresi’ne delege olarak katıldı. 1878’de bankadaki işinden ayrılarak, Die Zukunft’un yöneticisi Kari Hochberg’in özel sekreteri oldu. Aynı yıl, Şansölye Bismarck’ın sosyalistlere karşı çıkardığı yasalar yüzünden, Almanya’dan ayrılmak zorunda kaldı.
Bernstein yirmi yılı aşkın bir süre yurt dışında yaşadı. 1881-1888 arasında Sozial demokrat adlı parti organının Zürih baskısının başyazarlığını yaptı. Sıkı yasaklara karşın, bu dergi gizlice Almanya’ya sokuluyor ve geniş çapta okunuyordu. 1888’de Alman hükümetinin yaptığı baskılar sonucunda İsviçre hükümetinin Bernstein’ın oturma iznini iptal etmesi üzerine, Berlin’de yayımlanan Vorwaerts (“İleri”) gazetesinin Londra muhabiri olarak İngiltere’ye gitti. Bu arada Kari Kautsky’nin Neue Zeit (“Yeni Çağ”) adlı dergisine makaleler göndermeye başladı. Bernstein, artık sosyalizmin önde gelen tarihçi ve teorisycnle- ri arasındaydı. Bu yıllarda yazdığı Sozialısmus und Demokratie in der grossen Englischen Revolutıon (“Büyük İngiliz Devrimi’nde Sosyalizm ve Demokrasi”) adlı kitabı, materyalist tarih yaklaşımının parlak bir örneği olarak değerlendirilmiştir.
Bernstein, Londra’da sosyalist hareketi yakından izledi; ancak İngiliz sosyalistlerinin çalışmalarına katılmadı. Gençliğinde, Anti-Dühring adlı yapıtını okuyarak büyük ölçüde etkilendiği F. Engels’i Londra’da tanıdı ve Engels’in 1895’teki ölümüne değin onunla olan dostluğunu sürdürdü. Bu yakınlık nedeniyle, Engels Marx’ın ve kendisinin not ve el-yazmalarını Bebel ile birlikte Bernstein’a bırakmıştır. Bernstein, bunların içinden, Marx’ın Die deutscbe Ideologıe’ sinin (Alman İdeolojisi) kimi bölümlerini ilk kez yayımlamış; Mehring ile birlikte de, Marx’ın Korrespondenz’inin (“Yazışmalar”) ilk basımını hazırlamıştır. Bernstein, sürgün dönemine ilişkin anılarında, Engels’e duyduğu bağlılık yüzünden, Marxıst iktisat konusundaki eleştirilerini açığa vurmaktan yıllarca çekindiğini yazmıştır.
Bernstein, ayrıca Jauresçilcr’i ve Fabiancılar’ı da yakından tanıdı. Bu akımlara karşı bir süre Marxist görüşleri savunduysa da, bunlardan büyük ölçüde etkilendi. 1896’dan başlayarak Nene Zeit’de “Sosyalizmin Sorunları” başlığı altında topladığı bir dizi yazısında, Marxizm’in kimi tezlerini eleştirmeye başladı. Çok sert tepkilerle karşılanan bu eleştirileri, 1898’de Londra’dan yolladığı bir mektupla Stuttgart’ ta toplanan SDP kongresine sundu; 1899’da da Die Voraussetzungen des Sozialismus und die Aufgaben der Sozialdemokratie (“Sosyalizmin Varsayımları ve Sosyal Demokrasinin Görevleri”) adlı kitabında yayımladı. Bu kitapta ileri sürülen savlar, SDP’nin 1899 Hannover Kongresi’nde üç gün süreyle tartışıldı; Kari Kautsky ile Rosa Luxemburg’un görüşlerinin ağır basması sonucunda, parti Bernstein’in görüşlerini onaylamadığını belirten bir karar aldı.
Bernstein, 1900’lerin başında Almanya’ya döndüğünde, SDP içinde azınlıkta kalmakla birlikte, özellikle gençlerin ve sendikacıların desteğini kazandı. 1902’de Breslau’dan milletvekili seçildi; 1902- 1906, 1912-1918, 1920-1928 dönemlerinde de toplam on sekiz yıl Reichstag üyeliği yaptı. SDP’de, Bernstein’ ın amansız hasmı, Kautsky oldu. Sosyalist basında Bernstein’ın “Revizyonizmi” ile Kautsky’nin “Ortodoks-Marxist” çizgisi arasındaki mücadele I.Dünya Savaşı çıkıncaya değin sürdü. Savaş patladığında, partinin büyük çoğunluğu Kaiser Wilhelm’in savaş bütçesi için olumlu oy kullanırken, Bernstein ve Kautsky’nin yandaşlan savaş aleyhtarı azınlık içinde birleşti ve bağımsız bir grup oluşturdu. Bernstein ancak 1919’da yeniden çoğunluğa katıldı. Bu tarihe gelindiğinde, Rosa Luxemburg ve Kari Liebknecht önderliğindeki devrim girişimi başarısızlığa uğramış. Kautsky ise Sovyet Devrimi’ne karşı tutumu nedeniyle Bolşevikler’ce “dönek” ilan edilmişti.
Bernstein’a göre, tarihin “ekonomist” yorumuna dayanarak, kapitalizmin kendi gelişme yasalarının etkisiyle parçalanacağını ve kaçınılmaz olarak sosyalizme dönüşeceğini ileri sürmek, Marxizm’in doğrulanmamış savlarından biridir. Manifesto’da kapitalist sistemin çöküşüne ilişkin olarak ileri sürülen görüşler, ancak genel eğilimi göstermesi bakımından doğrudur; yapılan zaman tahminleri yanlıştır. Öte yandan, toplumsal koşullar sınıflar arası karşıtlığı, beklendiği gibi keskinleştirmemiş; toplumun iki sınıf halinde kutuplaşması gerçekleşmemiştir. Orta sınıflar nitelik değiştirmekle birlikte, sosyal hiyerarşide varlıklarını sürdürmektedir.
Bernstein’a göre, sermayenin birikme ve yoğunlaşma eğilimi doğrudur; ancak Marx’ın çözümlemesinde birtakım karşı eğilimlerin varlığı gözden uzak tutulmuştur. Büyük sanayi kollarında birikim olmaktadır, ama sermaye gitgide daha az elde toplanmak yerine, anonim ortaklıklar yoluyla yayılmaktadır. Mülkiyet sahiplerinin sayısı, görece de, mutlak olarak da çoğalmaktadır. Sanayideki yoğunlaşma bütün alanlarda eşit hızla olmamakta, özellikle tarımda yavaş gelişmektedir. Sosyalizmin ilerlemesi, yoksulların sayıca artmasına bağlı değildir; tersine, servet sahipleri büyüdükçe, sosyalist hareket güçlenmektedir. Çağdaş sanayinin gelişmesinin büyük ölçüde çoğalttığı artı değer, yalnız sermayedarlarca değil, başka sınıflarca da geniş çapta tüketilmektedir. Bu yüzden, sermayenin ara sınıfları ortadan kaldırmasını beklememek gerekir. Ayrıca, işçi sınıfı hareketinin sermayenin sömürücü eğilimlerine karşı yarattığı toplumsal tepkiyi görmezlikten gelmemeli, bu yolla kimi kazançlar sağlanabileceği yadsınmamalıdır.
Bernstein’ın Marxizm’e yönelttiği eleştirinin odak noktalarından biri de, artı değer teorisidir. Bernstein’ın iddiasına göre, Marxist öğretide, artı değer tam karşılığı ödenmeyen emek olarak tanımlanmaktadır. Bu tanıma karşı çıkan Bernstein’a göre, artı değer ampirik bir gerçektir. Marx’ın değer kuramı ise, emeğin ürününün bölüştürülmesinde ne denli adaletsiz davranıldığını gösteren genel ve soyut bir anahtardır. Yüksek artı değer bırakan üretim dallarında iyi ücret alan emekçilerin, düşük artı değer bırakan üretim dallarında ise çok az ücret alan emekçilerin bulunması, Marxist kuramın uygulamadaki sömürü ölçüsünü açıklamakta yetersiz kaldığını ortaya kovmaktadır.
Bernstein, üretim fazlasından çıkan bunalımların artarda birbirini izleyeceği, giderek daha şiddetleneceği ve sonunda bütün sistemin çökmesine yol açacağı savına da karşı çıkmıştır. Dünya piyasasının genişlemesi, yaygınlaşması, çağdaş kredi sisteminin esnekliği ve sanayi kartellerinin ortaya çıkması gibi olguların, öncekilerden daha ciddi bir son bunalımın doğmasını olanaksızlaştırdığını ileri sürmüştür. Spekülasyonun yeni bunalımları teşvik edeceği görüşünün doğrulanmadığını, kapitalist gelişmenin başlarında önemli olan spekülasyonun sanayilerin yerleşip oturmasından sonra yapılamadığını iddia etmiştir. Bütün bunların sonucu olarak, iktisadi bir kıyametin kopuşunu, ancak savaş tehlikesi, yaygın tarımsal üretim kıtlığı gibi nedenlerden kaynaklanan siyasal bunalımların ortaya çıkmasına bağlamıştır.
Bernstein’a göre, işçi hareketinin başarıya ulaşması için, sonul bir iktisadi bunalımın sağlayacağı olanaklara bel bağlamak yerine, parlamenter demokrasi çerçevesinde yavaş yavaş ilerlemek daha doğru bir yoldur. Marx’ın öngördüğü gibi, sosyalizmi kurmak için koşulların olgunlaşmasını bekleyip bütün sanayii devletleştirmek üzere, işçi sınıfının siyasal iktidarı ele geçirmesini ummak, gerçekçi değildir. Tüm üretim ve dağıtım sanayilerini de içine alan bir devletleştirmeyle bütün girişimlerin işletilebilmesine yetecek bir yönetim mekanizması kurmak son derece güçtür. Ayrıca, mülkiyetten yoksun çoğunluğun karmaşık bileşimi nedeniyle, ortaklaşa bir dayanışma ve siyaset bilincine erişmesi de çok uzun sürecektir. Bu yüzden, iktidarın parça parça kazanılması, daha gerçekçidir. Sosyalist kuramda çok sözü edilen üretim kooperatiflerinin yanı sıra, tüketim kooperatiflerinin de örgütlenmesi, bu bakımdan önemli bir rol oynayabilir.
Bernstein’a göre, sosyalizm liberalizmin devamı, onun mantıksal bir gelişimidir. Bernstein, sosyalizmi “örgütlü özgürlükçülük” diye tanımlamıştır. Bu yüzden, siyasette kesin tutumlar yerine, gereğinde uzlaşmacı bir strateji izlenmelidir. Şiddei: eylemlerine başvurmaktansa, kamuoyunun desteği .’sağlandığı ölçüde, işçi sınıfının çıkarlarını kollayacak yasaların geliştirilmesi yoluna gidilmelidir. Sonuç olarak Bernstein, sosyalizme Marxizm’in öngördüğü gibi bir devrim yerine, sürekli bir evrimle, adım adım işçi hakları kazanılarak erişilebileceğim savunmuş; sosyalizmin sonul amaçlarını yadsıyarak, en önemli şeyin sosyalizm yönünde hareket olduğunu ileri sürmüştür.
Bernstein’ın “revizyonist” görüşleri özellikle Tugan-Baranowsky, Jean Jaures, T. G. Masarvk, Paul Barth ve Franz Oppenheimer üzerinde etkili olmuş, zamanla Avrupa’daki Sosyal Demokrat Partiler’ce de benimsenmiştir.
Eduard Bernstein Eserleri
- Ferdinand Lassalle as a Social Reformer, 1892, (“Bir Sosyal Reformcu Olarak Ferdinand Lassalle“)
- Sozialismus und Demokratie in der grossen Englischen Revolution, 1895, (“Büyük İngiliz Devrimi’nde Sosyalizm ve Demokrasi”);
- Die Voraussetzungen des Sozialismus und die Aufgaben der Sozialdemokratie, 1899, (“Sosyalizmin Varsayımları ve Sosyal Demokrasinin Görevleri”);
- Zur Geschichte und Theorie des Soziaiismııs, 3 cilt, 1901-1904, (“Sosyalizmin Tarihi ve Kuramı Üzerine”);
- Was İst Sozialismus, 1918, (“Sosyalizm Nedir?”);
- Wie eme Revolutıon zugrunde ging, 1921, (“Bir Devrim Nasıl Yozlaştı”).
Kaynak: Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi, 16. cilt, Anadolu yayıncılık, 1983

Yorumlar kapalı.