Metin Kaçan kimdir? hayatı ve eserleri

kihaes 06/03/2014 0

Metin Kaçan kimdir? hayatı ve eserleri: 1961 yılında, Kayseri’nin İncesu kazasında doğan Metin Kaçan’ın ailesi, aynı yıl İstanbul’a göçmüştür. Ailenin Kasımpaşa’ya yerleşmesi dolayısıyla çocukluğu Dolapdere’de geçen Metin Kaçan, çeşitli çıraklıklara girdi çıktı. Çoğunu “Ağır Roman”da yazdığı arkadaşları gibi, otomobil tamirciliği, marangozluk, musluk bakı­cılığı, kahvecilik, barmenlik gibi işlerde çalıştı.

Ağır Roman”ının başında, Kaçan hakkında yukarıdaki bilgiler veriliyor. Ay­rıca, böyle bir romanın hayallerini yaşayan yazıcısına, “yakıştırma” olduğunu dü­şündürecek tarzda şunlar söyleniyor:

“16 yaşında (hesapça 1977’ lerde belki de terör yıllarının havasına kapılarak) “Beyaz Eldiven” çetesini kurdu. Bütün arkadaşları öldürülünce yazmaya başladı. Çeşitli dergilerde kısa öyküleri yayımlandı.”

Metin Kaçan’ın romanları:

Ağır Roman (1990),

Fındık Sekiz (1997) ve Harman Kaplan (1999)’dır.

Metin Kaçan’ın Nisan 1990’da yayımladığı “Ağır Roman” adlı eseri şaşılacak derecede yeni ve orijinal (özgün)dir. Ağır Roman, yayımlandığı za­man geniş ilgi ile karşılanmış, bir buçuk yıl içinde beş baskı yapmıştır. Yaşattığı insanların ve şehrin konuşma, mizaç, şahsiyet, yetişme tarzı ve yaşayışlarını yan­sıtması bakımından, bu eser, ünlü İngiliz yazan CharlesDickens (1812-1870)’in eserlerini andırmaktadır. Ağır Roman, sahasında tek olmak gibi bir ayrıcalık ta­şımakla beraber, bu kitaba bakarak Metin Kaçan’ı, uzun uzun incelememiz ve ro­mancılığı hakkında hükümler vermemiz için yeterli değildir.

Onu bu kitaba özellikle Lâtife Tekin’in yapmak istediği “argo’ya ve o argoyu türeten halkın karakter, zihniyet ve espri”lerine dayalı roman tarzının daha ustacasını ve hakikisini yapmış olması dolayısıyla alıyoruz. Gerçekten bu Ağır Ro­man, alt tabakanınkimi esrarkeş, kimi çırak, kimi kopuk, kimi “orospu”, kimi “eşcinsel”, kimi “yobaz” kişilerini anlatmaktadır. Daha önemlisi Metin Kaçan bu bin bir çeşit kişileri, kendi duygularını pek az karıştırarak, yeni bir gerçekçilikle sergilemektedir. Yaşattığı şahısların argosundaki incelik, kısalık ve nükte bollu­ğu ile bizim eski meddahların ve yine bir İngiliz meddahı olan “Dickens”in özel­liklerini taşımaktadır.

Eseri okurken, “argo”yu bu kadar güçlü kullanabilmesine hayret etmemek el­den gelmiyor. Yazarın cümleleri, hiç de uzun veya savruk değildir. Yanlış ve hata­lar, şive icabı ve gerçeğe bağlılık adma yapılmıştır. Bu küçük eserde, şahıslar ve çevre, iyi donatılmış vak’alar içinde verilmiştir. Bununla beraber, kitabın asıl hü­neri, bütün bir şehrin (Kasımpaşa) bir dönemdeki hayatını, eserin temeli yapmış bulunmasıdır. Birçok romancının amacı olan bu anlatış da, Ağır Roman’da, “gerçekçilik”in buğuları tüte tüte seyredilmektedir.

Eserde cinayetler, entrikalar, alçaklıklar, hainlikler pek boldur. Orospular, es­rarkeşler ve onların kendilerine yakışan söz ve maceraları, ustalıkla verilmekte­dir. Berber ve tamirci esnafı, kahveler, çalgılı gazinolar, aile, okul, mescit çevre­leri… Bunların ilişki ve dostluklarının içyüzleri biraz çarpıtılarak karartılarak ya­zılmıştır.

Acemi, kasıtlı ve ideolojik (amaçlı) eserlerde bazı kimseler çok iyi, bazı kahra­manlar ise çok kötü, yani romancının “ak’tır, kara’dır” tasnifine uğratılarak ele alınmaktadır. “Ağır Roman”da, ise “iyi” hiç yoktur “kötü” ise yalnız dine yatkın olanlardır.

Metin Kaçan, anlatıldığına göre “Beyaz Eldiven” çetesini yönetmiştir. Ayrıca bu romanda “hem dilsel(!) hem de ideolojik bir karşı çıkış” yaptığından söz etmiş­tir. Bu sebeple dostluk, kardeşlik, ağabeylik, aşk, fedakârlık duygularının tümü­ne şüpheyle baktığı görülüyor. İyilik, acıma, sevgi, babacanlık, âlicenaplık duygu­lan, sanki Kolera’da (Kasımpaşa) hiç olmamış veya Metin Kaçan’ın zamanında sırra kadem basmış gibidirler. Yazarın bu tavrı, romanın olaylarını, çevresini ve kişilerini, bir bakıma hakikatten ve gerçekten sıyırıp somutlamasından ileri geli­yor. “Kolera” dediği çevresine, peşin olarak kara gözlükle bakmaktadır. Kendi öğ­rendikleri ve belki de boş yere inandıkları açıdan olayları, kişileri “idealize” et­mektedir. İnsanlığı maddenin karanlıklarına çiğnetip kötülüğe mahkûm duruma koymaktadır. Çünkü dünya kurulduğundan beri Kaçan’ın, tepeden doldurma inançlarla yok sandığı şeyler var olmuştur. Savaş içinde, kolera, veba açlık oldu­ğunda bile o hisler o vasıflar insanlardan kalkmamıştır.

Eser boyunca dikkati çeken hususlardan biri de: Hemen her zümreye (oros­pu, esrarkeş, kevaşe, zarbo, külhani, malbuşçu, bitirim) karşı hoşgörülü olabilen Metin Kaçan’ın “Softalar” dediği dinle ilgili kişilere karşı, bağışlanmaz bir düş­manlık içinde olduğunu hissettirmesidir.

Oysa, bu epik üslûpla, bir sihirli değnek vurmuşçasına kişileri ve çevreyi ma­sal haline koyabilen bir Metin Kaçan, ancak insanları ayırt etmeksizin sever ve bağışlayabilirse gelecekte, daha güzel romanlar verebilir.

Okumamış veya az okumuş olduğu söylenen bu yazar, Türkçe’yi şimdiden pü­rüzsüz, argoyu şairane kullanmakta ve nükteyi ustaca yapabilmektedir. Toplum hicvini, seksi, iyi ve kötü gözlemlerini, kişi karakterlerini hatta şiiri ve düşünce­yi, daha ilk romanında böylesine dikkatli ve ölçülü kullanabilen Metin Kaçan’ın kazanılmış bir Türk yazan olması beklenilebilir. Dünya romanının gelişmelerini (çeviriler yoluyla) iyi incelemiş bir romancının, hiçbir taklit gölgesi taşımayan “bize âit ve yerli” romanı ile karşı karşıya olduğumuz şüphesizdir.

Ağır Roman’ın çıktığı yıllarda, bu eseri, türlü açılardan değerlendiren, çok be­ğenen, takdir eden, beğenmeyen, kötü bulan epey yayın yapılmıştır. Bunlar ara­sında eleştiri” sayılabilecek değerde olanlar da vardır. Onlardan birisi imzasız olarak Cumhuriyet Gazetesi Kitap Eki’nde (28.3.1991) yayımlanmıştır. O yazıdan birkaç bölümü alıyorum:

“Metin Kaçan’ın, kendi fantezisinin mitolojik ve masalsı olanaklarına başvu­rarak yarattığı evreni de, hiç bir geleneksel yazın akımının kalıplan çerçevesin­de değerlendirilecek türden değil. Çarpık ekonomik gelişmenin yan ürünü olan toplumsal bir fenomeni sergiliyor Kaçan romanında. Kenar mahalle ya da gece­kondu sözcüklerimi anlam çerçevesini aşan bir toplumsal fenomen bu. Bir kültür metropolünde yaşamalarına karşılık o kültürle bağlantı kuramayan, sistemdeki çürümüşlüğün, yozlaşmanın su yüzüne çıktığı bir toplum katmanındaki insanla- n anlatıyor Metin Kaçan; ülkemizde her türlü karşıtlığın en yoğun biçimde yaşan­dığı İstanbul kentine özgü zenginlikte bir toplumsal mozaiği yansıtıyor; yazını­mızda Hüseyin Rahmi’den başlayarak Orhan Kemal, Kemal Ateş ve Lâtife Te- kin’le sürdürülen kenar mahalle “Kolera”, “hanımefendi ve beyefendilerin semti”ne (AR, s. 94) çok yakın bir yerdedir. “Pezolar”, “kevaşeler”, çingeneler, işçiler, militanlar, Anadolu’dan göç etmiş köylüler, “covinolar” (Rum, Ermeni ve Süryaniler), softalar, “yengeç herifler” (yeraltı dünyasının fedaileri), şairler, esnaf ta­mirciler, “malbuşçular” “zarbolar” (polis), homoseksüeller, esrarkeşler, caniler ve bitirimler son derece canlı bir toplumsal altyapı oluştururlar romanda; hiç de homojen olmayan, kaygan bir topluluktur bu. Ülkemizde son on yıllarda yaşanan kültürel yozlaşmanın grotesk bir boyutta sergilendiği bu semt, yani “Kolera”, öz­de bu romanın ana kişisidir. Çitiki düğün salonundan gelen klarnet ve darbuka­ların (AR, s. 9) kiliselerin çan sesleri (AR, s. 13) ve ezanla birbirine karıştığı, ço­cukların kırık şırıngaların arasında büyüdüğü (AR, s. 14), türbelerde hırsızlığa çı­kan “gaftici”lerin eğitildiği (AR, s. 26), ölülerin ruhuna “manda devirenli” helva­lar dağıtılan (AR, s. 83), ölüyle cinsel ilişkiye girilen (AR, s. 90), güvercinlerin yen­diği (AR, s. 17), çırakları tamirhanelerde yanarak öldüğü, cinayetler işlenen ve in­sanların polis tarafında horlandığı bir yerdir orası; ölüm, korku, şiddet kol gezer Bilinçli bir toplum eleştirisinin yer aldığı romanda anlatılan, yalnızca bir bü­yük kent “cangıl’ı değildir. Kolera aynı zamanda, “tuttukları partinin siyasetin­den hiç anlamayanların), gece-gündüz sigara, içki ve kadından başka sözcük bil­meyenlerin), “parti tutma modası”na kapılıp futbol takımı tutar gibi partili ol­duksan)” (AR, s. 60) ve “nesilleri günden güne artan softalar”ın (AR, s. 37) yaşa­dığı ülkeden bir kesittir. Romanın bireyci boyutu ise, yazarın “farklı bir zamanın, başka bir boyutun çocuğu” (AR, s. 34) dediği “Gıli”de yoğunlaşır. O, içinde yaşa­dığı koşullan şiddet aracılığıyla protesto eden, ya da uyuşturucu yoluyla düş dün­yasına sığınan bir “slum Don Kişot’udur; yazarın kendi deyişiyle, Reşat Ekrem Koçu’nun figürleri gibi “bir sandala binip, tek başına kalyonlar fethetmeye giden” (Elele Dergisi, 1990/ Temmuz) biridir, romantiktir.

Bu alışılmamış romanın en çarpıcı yönü, kuşkusuz dili. İçeriği daha güçlü bir plâstik düzleme taşımak için otantik dil kullanımı. Türk yazınına ilk olarak Metin Kaçan’la girmiyor kuşkusuz. Dünya yazınında, gerçeği olduğu gibi yansıtmak isteyen 19. yüzyıl natüralistleriyle yerleşen otantik dil. Hüseyin Rahmi’den bu ya­na Türk yazınında da kullanılmakta. Ancak Kaçan’da yeni olan, bu dilin, yalnızca roman figürlerinin değil, anlatıcının da dili olması. Argoyu fantastik öğeyle bir­leştirerek, gerçeküstücü imgeler uyandıran bir dil yaratmış Kaçan. Onun insanla­rı, “kalplerinin rölantisini ayarlamaya çalışırlar” (AR, s. 30) “ruh(lan) perlende atar”(AR, s. 69), “bozaki ol(urlar)”(AR, s. 61), “kelek yaparlar”, “işleri terso gider” (AR, s. 47) ya da “şakaklarını kahkaha tanrısına kiraya verir (ler)” (AR, s. 50), Sarkastik ironinin egemen olduğu groteks dildeki yoğun imgelem, “kitsch’e kadar uzanır, provokatiftir. Malzemesi argo olan kendine özgü bir dildir bu: Bir anlam­da, çağdaş Batı yazınında büyük izler bırakan ve “yeni gerçekliğin, geleneksel burjuva kültürünün taşıyıcısı olan dille yansıtılamayacağı” görüşünü savunan dil felsefesiyle -dil kuşkuculuğu- değişik bağlamda koşutluk gösterir. Argo da, üst kültürle çelişen ve gerçeğini onun diliyle yansıtamayan kesimin kendi için yarat­tığı yen bir iletişim aracıdır özde; “kelimelerin anlamını farklı biçimde anlar Kolera’nın çocukları” (AR, s. 91); üst kültür diline yabancıdır onlar. Kaçan’ın roma­nındaki modem anlatım özelliklerinden biri de, onun zamana yaklaşımından kaynaklanıyor:”Aslında naif bir boşluk duygusunda yaşamak istiyorum. Ama za­man duygusu olunca, insanın içinde gerçek zaman sanki kaybolup gidiyor.” (Ele­le Dergisi, a.g.y.) Bunun için de zamana ilişkin somut saptamalardan kaçınır: “De­niz koyu-lacivert olup bulutlar grileştiğinde” (AR, s. 25) ya da “et kemikten ayrıl­dığında” (AR, s. 30) yaşanır Kolera’da. Zaman kullanımı, romandaki mitik atmos­feri oluşturan öğelerden biridir.

Yazını sosyo-ekonomik altyapıdan ayrı tutmak olanaksız. “Orada öyle bir ya­şam varsa, bunu yadsımamak gerek.” (Elele Dergisi, a.g.y) Böyle diyor Metin Kaçan kendisiyle yapılan bir röportajda. O, “öyle bir yaşamı”, o yaşamın diliyle bü­tünleştirerek yazıyor; yansıttığı” arabesk, lümpen, yoz ve kitsch” sözcükleriyle tanımlanmaya çalışılan kültürü yadsıyan bir okur kitlesinin karşısında olduğu­nun bilincinde kendi deyişiyle “deplasmanda” güçlü imgelerle dolu bir dil ve iyi bir kurguyla, meydan okurcasına. Metin Kaçan’ın romanı “kitsch’i estetize edi­yor. (Cumhuriyet Kitap Eki, 28. 3.1991)

AR: Ağır Roman

Not: Bu yazıya göre Metin Kaçan, Varlık dergisine (1990 Haziran) “Bu romanı kendi argom ve sokağın argosuyla kurdum” demiştir. Aynı konuşmada, kendi gerçeğini egemen kültürün diliyle yansıtmak istemediğini belirterek “Hem dilsel hem de ideolojik bir karşı çıkış”tan söz etmiştir.

KAYNAK: TÜRK EDEBİYATI 5. CİLT, AHMET KABAKLI, TÜRK EDEBİYATI VAKFI YAYINLARI, İSTANBUL

Yorumlar kapalı.