Tedvin Nedir? Tedvin hakkında bilgi

kihaes 04/30/2014 0

Tedvin Nedir? Tedvin hakkında bilgi: Tedvin, lügat olarak cem edip kitap hâline koymak mânasına gelir. Bir hadîs ıstılahı olarak, hadîslerin resmen yazılıp kitap haline konması demektir. Burada “resmen” tabirinin bilhassa ehemmiyeti var. Zira, önceki bahislerde de görüldüğü üzere, hadîslerin yazılması, ferdî ve hususî olarak Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) devrinde başlamış bir faaliyettir. Hatta bizzat Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) tarafından pek çok yanlı vesîkanın bırakıldığını ve hepsine de “sünnet” dendiğini belirtmiştik.

Ama bunların hiçbiri tedvîn kelimesiyle ifade edilen “yazma” işine girmez. Çünkü tedvîn’de hadîslerin tamamının yazılması söz konusudur. Öyle ise tedvîn’in daha mükemmel bir târifini: “Hadîslerin hepsine şâmil olan ve devlet eliyle yürütülen ikinci hicrî asırdaki yazma faaliyetidir” şeklinde yapabiliriz. [1][136]

Nasıl Başladı?

Tedvîn işi, Emevi halifelerinden Ömer İbnu Abdilaziz’le başlar. Dindarlığı ve Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın sünnetine düşkünlüğü ile meşhur olan Ömer İbnu Abdilaziz (rahimehulllah), sünneti bilen Ashab neslinin, arkadan da büyük alimlerin çeşitli sebeplerle birer birer hayattan çekilmelerini görerek hadîsin kaybolacağından endişe eder. Tehlikeyi önlemek için her tarafdaki mevcut âlimleri hadîslerin yazılması işine sevketmeyi düşünür. Bu maksadla, halife sıfatıyla vâlilere emirler, tamimler gönderir. Ömer İbnu Abdilaziz’in gönderdiği bu mektuplardan bir tanesinin metni Buhârî’de mevcuttur. Bu, Medîne valisi Ebu Bekr İbnu Hazm’a gönderilen mektuptur:

“Beldende Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’le ilgili rivayetleri araştır, topla ve yaz. Ben ilmin (hadîslerin) yok olmasından ve âlimlerin tükenmesinden korkuyorum. Bu iş yapılırken sâdece Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın sünneti kabul edilsin. Âlimler mescid gibi herkese açık ve malum yerlerde oturup tedrisatta bulunarak ilmi yaysınlar, bilmeyenlere öğretsinler. Zira ilim gizli kalmadıkça yok olmaz.”

İbnu Sa’d’ın kaydettiği rivayette Ömer İbnu Abdilaziz (rahimehullah) İbnu Hazm’a yazdığı mektupta şu ziyadede bulunmuştu:”….câri, bilinen bir sünnet veya Amra bintu Abdirrahmân’ın rivâyetleri kabul edilsin…”

Dârimi’nin rivayetinde şu ziyâde mevcut:”Sizce (veya bölgenizde) Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’den sâbit ve sahîh olan rivâyetlerle Hz. Ömer’den sâbit olan rivayetleri yaz”.

Ebu Nuaym’ın Târîhu İsfehan’da kaydettiğine göre Ömer İbnu Abdilaziz, mektubu, bütün İslâm beldelerine göndermiştir.

Şu halde tedvîn işinden bahseden muhtelif rivâyetleri göz önüne alarak konu hakkında daha bütün bir fikre varabilmekteyiz.

Hadîslerin tedvîninde Halîfe Ömer İbnu Abdilaziz’in bu teşebbüsünü takdir edebilmek için; Tedvîn’de en büyük hizmeti geçen ve bu faaliyete ismini veren Muhammed İbnu Şihâb ez-Zührî’nin şu itirafını bir kere daha kaydetmek isteriz:

“Bizi bu ümera (idâreciler) mecbur edinceye kadar ilmin yazılmasını uygun bulmuyorduk. (Ümerânın müdâhale ve icbarıyla bu işe girişince) hiçbir müslümanı yazmaktan men etmemek gerektiğine inandık”.[2][137]

Tedvîne Sevkeden Sebepler:

Hadîslerin yazılıp kitaplar halinde bir yerde toplanmasına sevkeden gerçek âmilleri daha yakından görmekte fayda var:

1- Alimlerin ittifakıyla bunlardan biri, Ömer İbnu Abdilazîz’in mektubunda da ifâde edilen husustur: Ulemânın inkırazı ile hadîslerin yok olma endişesi: Bu gerçekten mühim bir husustur. Her ne kadar hadîsler ferdî olarak yazılıyor idiyse de çoğunlukla “Ezberlenmek için” yazılıyordu ve ezberlenince yakılıyordu veya ölürken, kendisinden yazılanların imhası tavsiye ediliyordu. Yukarıda Zührî’den kaydettiğimiz rivâyet bile, hadîslerin yazılması hususunda, ilmî çevrelerdeki tereddüdü anlamaya kâfidir.

Üstelik bu dönem, siyasî çalkantıların, iç kargaşaların sıkça görüldüğü bir devredir. 95. hicrî yılında Haccâc-ı Zâlim tarafından öldürülen, devrin meşhur muhaddisi Said İbnu Cübeyr’in kaybı bile Ömer İbnu Abdilaziz’i “hadîsler kaybolacak” diye korkutmaya yeterli bir hâdisedir. Kaldı ki, aynı hâdiseler Talk İbnu Habîb’in ölümüne sebep olur, meşhurlardan Mücâhid kıl payı idamdan kurtulursa da hapse atılır.[3][138]

2- Ömer İbnu Abdilaziz’in mektubuna açık bir şekilde aksetmemiş olsa bile, tedvîne sevkeden ikinci mühim âmil, siyasî ve mezhebî ihtilaflar sebebiyle hadîs uydurma faaliyetlerinin artmasıdır. Bu hususu, Zührî (rahimehullah)’in şu sözleri tevsîk ve te’yîd eder: “Eğer şark cihetinden gelen ve nezdimizde meçhûl ve merdûd olan hadîsler olmasaydı ne tek hadîs yazardım ne de yazılmasına izin verirdim”.

Suyûtî hazretleri, hadîs uydurma faaliyetlerinin tedvîndeki rolüne şöyle parmak basmıştır: “Ulemanın çeşitli beldelere dağıldığı, Hâricîlerin ve Râfizîlerin uydurma ve bidatlarının çoğaldığı bir vakitte, sünnet, Sahâbe’nin akvâli ve Tâbiî’nin fetvalarıyla karışık olarak tedvîn edildi”.[4][139]

Kaynak: Hadis Tarihi, Abdulvahid Metin

[1][136] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 1/113.

[2][137] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 1/113-115.

[3][138] Abdullah İbnu Ömer’in 83 yılında vefatı da Haccâc’ın zehirlemesiyle olmuştur. (İbrahim Canan)

[4][139] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 1/115.

Yorumlar kapalı.