Origenes kimdir? Hayatı ve eserleri

kihaes 05/03/2014 0

Origenes kimdir? Hayatı ve eserleri: Patristik felsefenin altın çağının ikinci önemli filozofu Kitab-ı Mukaddes üzerine yazdığı şerhler ve sistematik teoloji alanında kaleme almış olduğu ilk eser ile tanınan Origenes’tir (185-254). Sadece bir teolog  değil  fakat  felsefeciliği  ve  bu  arada Yunan  felsefesine  ilişkin  derin  bilgisiyle  de  ün  kazanan Origenes, Hıristiyanlığın kutsal üçleme, İsa’nın insanları kurtarmak üzere kendini feda etmesi, Tanrının inayeti  ve  cisimleşme  gibi  temel  inanç ya da dogmalarını  felsefi  bir  görüşle  ve hem  akıl  ve hem de imanın  ışığı  altında  sistemli  bir  şekilde  açıklamanın  zorunluluğuna  ve  önemine  işaret  ederken, Hıristiyanlıkla klasik felsefenin sentezine giden yolda ciddi adımlar atmıştı.

Origenes,  Hıristiyan  teolojisine  yaptığı  katkılarda,  Hıristiyanlığı  Yunan  felsefesiyle  kaynaştırma yönünde yoğun bir çaba gösterdi. Platon’a, onda  teslis  inancının bir versiyonunu gördüğü  için büyük bir  inanç  beslemekteydi.  Nitekim  Origenes,  Baba,  Oğul  ve  Kutsal  Ruh  üçlemesini  Platoncu  ve Yeni-Platoncu  düşüncenin  etkisi  altında,  türümcü  öğretiyle  yorumlamıştır.  Gerçekten  de araştırmalarında  kullandığı  kavram,  model  ve  argümanları  hemen  tümüyle  Stoacı,  Peripatetik  ama özellikle  de  Platonik  felsefe  okullarından  elde  eden  Origenes,  Hıristiyan  Tanrısının,  belli  birtakım yüklemleri,  belli  rolleri  olan  üç  ayrı  ilahi  varlık  şeklinde  tecelli  ettiğine  inanıyordu. Bu üç Tanrıdan Baba olan mutlak olarak basit, hiçbir şeyden etkilenmeyen, değişmez, mutlak gerçeklik idi. Dışarıdan, herhangi bir kaynaktan almış olduğu hiçbir şey bulunmayan Baba, Tanrının kendisi varlığın ve iyiliğin en  yüksek  kaynağıydı.  Kendisinde  olduğu  şekliyle  Bilgelik,  Hakikat  ve  Hayat  gibi  birçok  sıfatla karakterize olan Oğul Tanrı ise varlığını Baba’ya borçluydu ve Origenes’e göre, dünya ile olan ilişkisi bağlamında Kurtarıcı, Çoban,  En Yüksek Rahip  gibi  isimler  almak  durumundaydı.  Akıllı  varlıklara çeşitli manevi armağanlar getiren Kutsal Ruh  ise varlığını ve  iyiliğini Baba’dan, bilgelik ve  zekâsını Oğul’dan alıyordu.

Origenes’e göre, Tanrı dünyayı ve  içindeki her şeyi, ezelden beri varolan maddeye  şekil vermek suretiyle değil de hiçten yaratmıştı. Baba’nın temel sıfatı Bilgelik olan Oğul’u ezeliyette yarattığını öne süren Origenes,  zamansal  dünyanın  genel  düzeni  içinde  planını,  ilk  örneklerini  ve  temel  kalıplarını kudretinin ve  iyiliğinin bir  ifadesi olarak meydana getirmişti. Var olan her şeyin cinsleriyle  türlerinin, çok  ile  bir  arasındaki  ana  halkayı  oluşturan  Oğul’da  bulunduğunu  öne  sürmekteydi.  Origenes’in Hıristiyan  inancına  felsefi bir  temel kazandırma çabası, bununla birlikte onu  zaman  zaman Kilisenin resmi öğretisine aykırı görüşlere götürdü. Buna göre o, bir ve  tümüyle manevi olan, hakikati ve aklı, özü  ve  varlığı  aşan  Tanrının  dünyayı,  özgürce  değil  de  doğasının  zorunluluğuyla  yarattığını  öne sürmekteydi. Başka bir deyişle, mutlak  iyilik  olan Tanrı, yayılmak  iyiliğin doğasında bulunduğu  için atıl ya da eylemsiz olamazdı.

Yine,  yaradılışın  Tanrının  ezeli  olan  maddeye  şekil  vermesinden  meydana  geldiğini  öne  süren Platon’dan  ve  diğer  Yunan  filozoflarından  Tanrının  varolan  her  şeyi  hiçten  yarattığını  söylemek bakımından ayrılan Origenes, bir yandan Tanrının maddenin de Yaratıcısı,  tam ve gerçek anlamda bir Yaratıcı olduğunu, diğer yandan da biri diğerinin ardından gelen ve hepsi birbirinden farklılık gösteren sonsuz  sayıda  dünya  bulunduğunu  öne  sürmüştü.  Dünyada  kötülerle  kötülüğün  varolduğunu  kabul etmekle  birlikte,  bu  kötülüğün  olumlu  bir  şey  olmayıp  iyiliğin  yoksunluğu  olduğunu,  dolayısıyla Tanrının  bundan  sorumlu  tutulamayacağını  öne  süren  Origenes,  Tanrının  tüm  ruhları  nitelik bakımından aynı yarattığını fakat varlığa gelmezden önceki günahın onların beden içinde gizlenmeleri sonucunu doğurduğunu ve ruhlar arasındaki niteliksel farklılığın onların bu dünyaya girmezden önceki davranışlarından kaynaklandığını savunan öğretisiyle de ortodoks görüşten ayrılmıştı. Ona göre, ruhlar bu dünyada  irade özgürlüğüne  sahiptir  fakat onların  eylemleri özgür  seçimlerinin  yanında, Tanrının, ruhların bir beden  içine girmezden önceki davranışlarıyla orantılı olan  inayetine bağlıdır. Bu duruma rağmen bile, onun sisteminde tüm yaratıkların nihai ve en yüksek amacı Tanrıya dönmek olduğu için bütün  ruhlar  ve  hatta  şeytan  bile,  saflaştırıcı  çilelerin,  günahların  kefareti  olan  acıların  ardından,  en sonunda Tanrıya dönecektir.

Kaynak: Felsefe Tarihi, Ahmet Cevizci

Yorumlar kapalı.