Felasife ve Hikmet

kihaes 05/03/2014 0

Felasife ve Hikmet: İslam felsefesi, elbette, değişmez bir gündemi ve belli amaçları olan standart ve yekpare bir felsefe geleneğini  ifade  etmez.  Söz  konusu  felsefe  içinde  çok  çeşitli  felsefe  akımları,  alternatif  felsefe tasavvurları bulunur. Sözgelimi, Meşşai  felsefe Yunan  tarzı  felsefeyi önemli ölçüde  takip eder, buna mukabil tasavvufi felsefe, kendisine belirleyici ilke veya harekete geçirici düşünce olarak, mistik bilgi ilkesini alır. Sadece bu iki ayrı felsefe akımı ya da tarzı bile, Ortaçağ İslam felsefesi’nde, farklı felsefe kavrayış ya da tasavvurlarının serpilmiş olduğunu göstermeye fazlasıyla yeter. Buna göre, 9. yüzyıldan 12. yüzyıla kadar yaklaşık üç yüzyıl boyunca  temsil edilen Meşşai  felsefe,  İslam dünyasında Grekçe philosophianın  karşılığı  olan  felasifeyi  ifade  eder.  Başka  bir  deyişle,  Antik  Yunan’a  özgü  felsefe tarzının  veya  akılyürütme  biçiminin  geleneksel  İslami  metodolojilerinden  olan  farklılığına  işaret edilmek  üzere,  onda  Batılı  anlamda  rasyonel  felsefeye  karşılık  gelecek  şekilde,  felasife  deyimi kullanılmıştır. Tasavvufi  ya  da  İşraki  felsefe  tarafından  temsil  edilen  alternatif  felsefe  tasavvuru  ise hikmet olarak tanımlanmış veya sınıflanmıştır.

Buna  göre,  felasife  ya  da  felsefenin  varolanların  bilgisini  ifade  ettiği  yerde,  çok  daha  geniş  bir anlamda kullanılan hikmet, gerçeklikle ilgili ruhu dönüştürmeye yarayan araştırmayı ifade eder. Gerek Kuran’ı ve gerekse evreni  ilahi vahyin, yorumlanmaya muhtaç veçheleri ya da  temel unsurları olarak gören söz konusu hikmet olarak felsefe anlayışı, doğallıkla İslam felsefesini, vahyin sonucu olan kutsal metin üzerine hermeneutik bir araştırmaya dayanan bir “peygamber felsefesi” haline getirir. Bu felsefe türü, dolayısıyla daha geniş bir konular yelpazesini, sözgelimi  insan varlıklarını, Bir Olan’ı ya da Saf Varlığı,  evrensel  varlık  hiyerarşisinin  derecelerini,  evrenin  bir  bütün  olarak  kendisini  ve  nihayet, Tanrıya dönüşü ele alır. Söz konusu felsefenin amacı, evrendeki  tözlerin ve arazların kuramsal bilgisi yanında,  bütün  bu  varlıkların  mevcudiyetini,  ruha  evrenin  sınırlarından  kurtulma  imkânı  verecek şekilde deneyimlemek olarak ortaya çıkar. Bu çok daha genel felsefe tasavvurunda, evren bireye dışsal ve  yabancı  bir  şey  olarak  değil  fakat  ruhun  yaptığı  seyahatte  geçtiği  evrelerin  bir  dizisi  olarak değerlendirilir; bu yüzden, o evreni rasyonel bir biçimde anlamaya çalışmak yerine, insanın evrendeki ilahi gizemi temaşa ederken, yaşadığı derin şaşkınlık ve aczi analiz etmeye çalışır.

Söz  konusu  hikmet  olarak  felsefe  tasavvurunun  veya  İslam  felsefesini  dar  felasife  anlayışından ziyade hikmetle karakterize olan bir düşünce geleneği olarak görmenin en büyük avantajı, onun İslam felsefesini hiçbir özgünlüğü olmayan, onu sadece yabancı bir kültürden aktarılmış bir düşünce  formu olarak  değerlendirme  hatasından  bağışık  olmasından  kaynaklanır. Yunan  felsefesi  İslam  felsefesinin gelişiminde hiç kuşku yok ki çok büyük ve önemli bir rol oynamıştır. Nitekim İslam felsefesi Meşşai felsefe  geleneği  içinde en az üç yüzyıl boyunca Yunan  felsefesine özgü  ilgilerle, Yunan  felsefesinin temin ettiği kavramsal araçlarla çalışmıştır. Fakat İslam  felsefesi salt Yunan felsefesine özgü  ilgilerle belirlenen bir felsefe olmadığı gibi, felasife anlamında Meşşai felsefe bile, Yunanlıya ait düşüncelerin İslami konu ve problemlere olduğu gibi uygulanmasından oluşmaz. Meşşai felsefenin ana ilkeleri Antik Yunan  felsefesinde  bulunsa  bile,  bu  ilke  Müslüman  filozoflar  tarafından  radikal  bir  biçimde dönüştürülüp, ayrıntılı olarak geliştirilmişlerdir.

Buradan yola çıkarak, İslam  felsefesinin  farklı  felsefe  tasavvurlarını, çeşitli entelektüel, politik ve manevi hareketleri kuşatan oldukça kompleks bir düşünce fenomenine karşılık geldiğini söyleyebiliriz. Bu kompleks düşünce fenomeninin farklı tarihsel ve entelektüel kaynakları olmuştur.

Kaynak: Felsefe Tarihi, Ahmet Cevizci

Yorumlar kapalı.