Ebülfityan el-Bedevî kimdir? Hayatı ve eserleri hakkında bilgi

kihaes 11/09/2015 0

Ebülfityan el-Bedevî kimdir? Hayatı ve eserleri hakkında bilgi: (ö. 675 / 1276) Ebü’l-fityân” lakabıyla tanınan Ebülfityan Seyyid Ahmed el-Bedevî 596’da (1200) Fas’ta doğdu. Peygamber sülalesine mensup olduğu için “seyyid” olarak yiğitliğine ve cesaretine övgü olarak yiğitlerin babası anlamında “Ebü’l-fityân” la­kabıyla tanındı. Yiğitlik, mertlik, kuvvet, vera, cesâret, takvâ, tabiat inceliği, kuvvet, insanca davranma gibi fütüvvet nitelikleriyle tavsif edilen Seyyid el-Bedevî’nin tasavvufta şiarı cihad ve iba­det olarak kabul edilmektedir.

Bedeviyye tarikatinin kurucusu olan Seyyid Bedevî tarikatine alem olarak fütüvvet rengi olan kırmızıyı seçmiştir. Abdülvehhab Şa’ranî (ö. 973 / 1565) kırmızı örtü edinmek konusunda Sey­yid Bedevî’ye uyan İbrahim Metbûlî’nin (ö. 880 / 1475), mana aleminde Hz. Peygamber’in ‘fütüvvet-te en büyük evliyâdan olan adamla seni kardeş et­tim’ müjdesine nail olduğunu rivayet etmiştir. Sey-yid Bedevî nefsine muhalefet etmesi bakımından gerçek fetâdır; nefsin arzularına muhalefet eden­lerin babası olması itibariyle de fütüvvetin pîridir.

Daha çocuk yaşlarda cesareti, dindarlığı ve zühdü ile tebarüz etmiş, Zahid Ahmed ismiyle anılmıştır. Kuzey Afrika bedevîlerinin yüzlerini peçeyle ört­melerinden etkilenerek peçe örtünmeyi adet edin­diği için el-Bedevî isimleriyle tanındı. Evliyanın atlısı (fâris-i evliya), Necd’in atlısı (fâris-i Necd), cesur süvari (fâris-i hümâm) gibi lakaplarla anı­lan Seyyid Bedevî, asaletin sembolü olan at figürü ile bütünleştirilmiştir. Ağabeyi Hasan ‘Mekke’de ondan daha cesur bir binici tanımıyorum’ de­miştir. Celâleddin Süyûtî, Seyyid Bedevî’ye ait bir vizyonunu anlatırken, at üzerinde ve yaşmaklı bir biçimde kendisine gelerek bir şey söylediğini nak­letmektedir.

Fas’ta Şeyh Abdülcelil b. Abdurrahman en-Nisâburî’den tasavvuf hırkası giyen Seyyid Bedevî 1210’da âilesi ile birlikte Mekke’ye göç ettikten sonra Rifâiyye şeyhlerinden Şeyh Berrî eli üzere sülûkunü sürdürdü. Kur’ân’ı ezberledi. Yedi kıra­at üzere Kur’ân ilmini tahsil etti. Mâlikî ve Şâfiî fıkhında eğitim aldı.

Manevî bir emirle 1235’te Irak’a seyahat etti. Kâzımiye kabristanında dedelerinden İmam Mûsâ Kazım ve Muhammed Cevâd’ın kabirlerini ve Sey-yid Abdülkadir Geylânî (ö. 561 / 1166), Seyyid Ah­med er-Rifâî (ö. 578 / 1182), Hallâc-ı Mansur (ö. 309 / 922), Adî b. Müsâfir (ö. 557 / 1162) gibi ta­savvuf büyüklerinin kabirlerini ziyaret etti. Onun Irak’ta tasavvuf ricâlini tesiri altına alan Fatıma bint Berrî adında bir kadına ve mensup olduğu Berrî aşiretine karşı verdiği bir mücadeleden bah­sedilir. Menakıbnâmelerde bu mücadele, başta Hz. Ali olmak üzere dedelerinin ruhaniyyetini ça­ğırdığı bir savaş meydanı olarak tasvir edilmiştir.

Seyyid Bedevî, fütüvvetin gereği olarak Hz. Ali’nin Kerrâr lakabını hatırlatan bir lakapla, savaşta yenilmez, yıkılmaz, atılgan atlı anlamlarına gelen ‘Attâb’ lakabıyla da anılmıştır. Bu lakabın yanı sıra civanmerd bir kişiliğe sahip olan Ebü’l-fityan’ın, kendisine arız olan manevî bir halin etkisiyle de­ğiştiği, çevresindekileri edebe davet eden bir hale büründüğü, tabiatına merhamet ve bağışın galip geldiği anlatılmıştır.

Evlenmemesi, peçe örtünmesi, elbisesini ve imamesini eskiyip eriyinceye kadar üzerinden çıkarmaması, sükûtu tercih etmesi, hayatının her safhasında zühdün ona eşlik ettiğini gös­termektedir. Seyyid Bedevî’nin en meşhur kera­meti, bir fetâlık niteliği olan can feda etmek ile ilgilidir. Peçe ile örtülü yüzünü görmeyi dileyen müridi Şeyh Abdülmecid’e, yüzünü görmenin bir cana bedel olduğunu söylediği halde bu isteğin­den vazgeçmemesi ve şeyhinin yüzünü görme­siyle birlikte ruhunu teslim etmesi hadisesidir. Seyyid Bedevî’nin bir diğer menkıbesi Haçlı se­ferlerinde oğlu Frenklere esir düşen bir kadının oğlunu bağlarıyla birlikte getirmesidir. Esirleri kurtarması ile ilgili başka pek çok kerameti ri­vayet edilmiştir. Asırlar boyunca evlerin kapıla­rından geçen meddahlar vasıtasıyla bu menkıbe Mısır halkının hatırasında yaşamıştır. Esirlerin zürriyetinden gelen kimselerin ellerinde bulunan zincir ve bağlar, Seyyid Bedevî’nin kerâmetlerinin ispatı ve şâhidi olarak senelik mevlid merasimle­rinde teşhir edilmektedir.

12 Rebiülevvel 675 (24 Ağustos 1276) tarihin­de Tanta’da vefat eden Seyyid Bedevi’nin haya­tında ve vefatından sonra ona tabi olanların en bariz, tek ortak özelliği ona duydukları şiddetli sevgidir. Uzun süre damdaki yaşantısı sebebiy­le Sütûhî diye anılan Seyyid Bedevi’nin başta halifesi Abdül’âl olmak üzere Sütûh Ashabı ve Sütûhîler olarak bilinen halifeleri bugüne kadar mevcûdiyetini devam ettiren Bedeviyye tarikatı­nı tesis etmişlerdir. Tasavvufî görüşlerini anlat­tığı eserler yazmayan, vaazlar vermeyen Seyyid Bedevi’nin mirası kitapları değil, mirasını devra­larak, tarikatını canlı tutan halifeleridir.

Derya BAŞ

Kaynak: Ahi Ansiklopedisi, 1. cilt, T.C. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Ankara, 2014

Yorumlar kapalı.