Ebu İshak Salebi kimdir? hayatı ve eserleri:

kihaes 02/24/2014 0

Ebu İshak Salebi kimdir? hayatı ve eserleri: Ahmed b. Muhammed b. İbrahim en-Nîsâbûrî, meşhur bir âlimdir. Sa’lebî, Seâlibî lâkabiyle yâd olunur. Bu, tilki derilerini döğmekle meşgul olan­lara mahsus bir nisbettir. îhtimal ki, Ebû İshak da vaktiyle böyle bir san’atla meşgul olmuştur. Vefatı (427) târihine müsadiftir.

Mevki-i İlmîsi:

Ebû İshak, Kur’an ilminde zamanının birincisi sayılmakta idi. Hele lü­gatte, edebiyatta, târihte bir imam bulunuyordu. Birçok zevattan istifâde etmiş, ezcümle Ebû Tâhir Muhammed b. el-Fadl’dan, Ebû Muhammed el-Huldî’den, Ebû Bekr b. Hânı ile Ebû Bekr Ibn-i Mihrân el-Mukrî’den hadis ahz ve rivayet eylemiştir, kendisinden de Ebü’l-Hasen el-Vâhidî ve saire ri­vayette bulunmuşlardır.

Sa’lebî, tefsir sahasında da büyük bir şöhret kazanmıştır. Maamâfîih tef­sirinde birtakım zayıf kaviller, esassız kıssalar da yer bulmuştur. Tefsirin­de Süddî-i Sağîr vâsıtasiyle İbn-i Abbâs Hazretlerinden rivayette bulunur, Süddî-i Sağîr ise vâhî sayılmaktadır.

Fatih Kütüphanesinde (398) numarada “Nihayetti’1-Beyân fi Tefsîri’l  Kur’ân” ünvâniyle bir tefsirin beşinci cildi mevcuttur. Bu cilt, Sûre-i Enbi-yâ’dan Sûre-i Nahl’e kadardır. Bu tefsir Sa’lebî’ye izafe edilmektedir. Sahibinin mütefekkir bir müfessir olduğu anlaşılıyor, mühim noktalar olduk­ça tenvir edilmiş, vücûh-i kıraat gösterilmiş, âyetlerin fazâili, esbâb-ı nü­zulü yazılmıştır.Dahhâk’ten Nakkaş’tan, İbn-i Kuteybe’den rivayetler var­dır. Mugayyebât-ı hamse hakkında da güzel tevcihler var, ezcümle deniliyor ki, umûr-ı gaybiyyeden olan bâzı şeylerin, meselâ hamlin zükûret ve ünûset i’tibâriyle mâhiyyetinin bilinmesi uzun bir tecrübe neticesi olarak insanlar için hâsıl olabilir, bu bir ta’lîm-i İlâhîdir. Bu, gayba ittıla’ sayılmaz. Allâhu Teâlâ ise, bunları bir muallimden -bir tecribeden- istifâde etmeksizin bilir.

Peygamberlerin bâzı mugayyebâta muttali’ olmaları da bir ta’lîm-i İlâhî sayesindedir. Mugayyebât hakkındaki âyet-i kerîme kâhinlerin, müneccim­lerin, envâ’ ile istiskaada bulunanların iddialarını iptal için nazil olmuştur.

Müellefâtı: Kısas-ı Enbiyâyı câmi’dir. Matbu bulunmaktadır. matbû’dur. Ve saire.

Gibi mu’teber matbû’birtakım kitaplar bu zâta âit değildir. Bunların müellifi (350) senesinde doğmuş (429) târihinde vefat etmiş olan Ebû Mansûr Abdül-Melik b. Muhammed Seâlibî en-Nîsâbûrî’dir.

Me’hazlar :  Tabakaatü’s-Sübkî, Mevzüâtii’i-Ulûm, Lûgaat-i Târihîyva ve Coğrâfiyye,  Mu’cemü’l-Matbuâti’l-Arabiyye,  Buğyetü’l-Vuât.

KAYNAK: Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi (Tabakatü’l-Müfessirin), Bilmen Yayınevi

es-Sa’lebî ve Tefsiri

Hicri V. asrın başlarında, hıfzı, Arapça’ya vukufu ve sağlam diyaneti ile tanınmış olan şahsiyetlerden biri de Ebû İshâk Ahmed b. Muhammed b. İbrahim es-Sa’lebî en-Neysâbûrî’dir. Neysâbûr’un yetiştirdiği yüzlerce kıymetten biri olan bu zât, Ebû Tâhir Muhammed b. el-Fadl b. Huzeyme; Ebû Muhammed el-Mahledî; Ebû Bekr b. Hânî; Ebû Bekr b. Mihrân el-Mukrî; Alî b. Muhammed et-Terrâzî; el-Haffâf; Ebû Muhammed b. er-Rûmîve onların tabakasından olan pek çok kişiden ilim almış, ondan da, Ebu’l-Hasan Ali b. Ahmed el-Vâhidî nakletmiştir. İbnu’s-Sem’ânî, ona es-Sa’lebî veya es-Saâlibî denildiğini, bunun lakab olup, neseb olmadığını zikretmektedir.

İbn Hallikân, Abdulgâfir b. İsmâil el-Fârisfnin, Şiyâku Tarih-î Neysâbûr adlı eserinde, es-Sa’lebiyi övdüğünü, naklinin sahîh ve mevsuk olduğunu kaydeder. Kaynaklar es-Sa’lebî’nin “Zamanında tefsir ilminde yegane otorite olduğunu ve tasnif ettiği tefsirin, diğer tefsirlerin fevkinde olduğunu” söylemektedir. Yine kaynaklarda, onun, meşhur bir müfessir, mukrî, hafız, vaiz, edip, mütedeyyin, sika olduğu zikredilmektedir. İbnu’l-Cevzi, o, son derece zayıf olan vâhî hadisleri eserine sokmakla – bilhassa sûrelerin başlangıçları hakkındakiler -ayıplanır, demektedir. Müellifimiz 427/1035 senesi Muharreminde, doğduğu Neysâbûr şehrinde vefat etmiştir.

es-Sa’lebî’nin tasnifâtından bahseden Brockelmann onun bir kaç eserini bahis konusu etmiş ise de, insanların elinde dolaşan en meşhur eserleri,

Kitâbu’l-Arâisi’l-Mecâlis fi Kısasi’l-Kur’ân veya Nefâisu’l-Arâis’i ile el-Keşf ve’l-Beyân an Tefsîri’l-Kur’ân’dır. Peygamberlerin kıssalarına âit olan el-Arâis ismindeki eseri, tefsirinden daha çok tutunmuş, adeta tefsirini tamamlayan bir eser olmuştur. Burada tefsirdeki metinler genişletilmiştir. Kıssaları aşırı hayal­ciliğinden uzak bulunmakla beraber, içerisine bazı İsrâiliyat dediğimiz hayaller sokulmuştur. Bu eser müteaddit defalar Kâhire’de ve Bombay’da basılmıştır. 1903 senesinde de Muhammed Âmir b. Abdillah el-Ya’kubî tarafından Kazan Türkçesİne terceme edilmiştir.

Kaynakların, insanların elinde tedavülde bulunduğunu söyledikleri tefsiri ise, yazma halinde dünyanın birçok kütüphanesinde bulunduğu gibi, İstanbul Kütüphanelerinde de bol miktarda mevcuttur.

Bu eser basılmamıştır. Yukarıda da zikrettiğimiz gibi, tefsirinde zayıf hadisleri kabul edip kullanmış olmasından dolayı, İbnu’l-Cevzi, onu tenkit etmiştir. Fakat müsteşrik Schvvally ise, bu eseri tefsir sahasında en faydalı eserlerden biri olarak görmektedir. Brockelmann’ın beyânına göre, Muhammed b. el-Velîd b. Muhammed b. Halef b. Ebû Randaka (ö. 520/1126)nın eseri el-Bagavî’nin “Meâlimu’t-Tenzîl, es-Sa’lebî’nin tefsirinin hulâsası mahiyetindedir. Yâkût el-Hamevi’nin, geniş bir sahaya yayılmış olması ve birçok faydaları ihtiva etmesi dolayısıyla, sitayişle bahsettiği bu tefsire Ahmed b. Muhammed b. el-Muzaffer b. el-Muhtâr er-Râzî’nin “Mebâhisu’t-Tefsîr” adlı eseri bir reddiye teşkil etmektedir.

Tefsîr sahasında şöhret kazanan müellifimizin, zayıf rivayetlere ve aslı olmayan kıssalara yer vermiş olması, tenkit edilmesine vesile olmuştur. Tefsirindeki rivayetler, usûlü hadis yönünden tenkide tâbi tutulursa da, tefsir zamanının bir âyinesi mesabesinde olduğundan, gerek cemiyetin, gerekse müellifin örf, adet, yaşayış ve anlayışlarını aksettirmesi bakımından ehemmiyeti hâizdir.

es-Sa’lebî’nin tetkik edeceğimiz tefsiri, istanbul Beyazıt ktp. Veliyyüddin Ef. No. 130-133 de bulunmaktadır. Besmele, hamdele ve salvele ile mukaddimesine  başlayan  es-Sa’lebî,   birçok tefsirin  hasletlerini  ve  tefsir ihtilaflarını zikrettikten sonra, kendi metodunu koyacak esaslar vazeder. Tefsirinin 100 kadar eserden istihraç edildiği ve içinde 300 e yakın şeyhin rivayeti bulunduğu belirtilmektedir. Eserinde, nüzul sebebleri, kıssalar, vücûh, kıraat, illetler ve hüccetler, lügat, i’rab, tefsir, te’vil, meâni, gavamiz ve müşkilât, ahkâm ve fıkıh, hüküm ve işârât, faziletler ve kerametler, haberler ve müteallikât gibi hususlara temas ettiğini beyân etmektedir. Daha sonra, tefsirine kaynak vazifesi gören me’sûr tefsirleri tadad eder ve bunların kendine kadar gelen isnadlarını verir. Bidayette İbn Abbas’ın tefsirindeki ehemmiyetini belirttikten sonra, İkrime Ali b. Ebî Talha, el-Avfi, Dimyâtî, el-Kelbî (Muhammed b. Fudeyl, Yusuf b. Bilâl ve Hayyân b. Ali tarikiyle), Ebu’l-Âliye, er-Rebî, Râzî, Mukâtil b. Hayyân, Mukatil b. Süleyman, es-Süddî, el-Vâkıdî, İbn Cüreyc, İbn Uyeyne, Veki’, Huşeym’in tefsirleriyle, Kur’ân’tn fazileti ve onun ehli hakkında bilgiler verir. Tefsir ve Te’vil kelimeleri hakkında gerekli malumattan sonra, tefsire geçer.

Fatiha Sûresinde, Besmelenin “ba” sı hakkında Sibeveyh ve el-Müberred’in görüşlerini nakleder ve lafzındaki harfinin düşüş sebebini anlatır.

Sonra lafzına geçerek kelimesinin Allah’a mahsus olduğunu ve bu kelimenin   aslının   Süryanice dan   müştak   olduğunu söyler. Çünkü Süryânîler, isimlerin sonlarını uzatırlardı der. Meselâ  kelimesi için, kelimesi için kelimesi için denildiği gibi Nihayet bu sûreye verilen çeşitli isimlerin tahlilinden sonra, sûrenin namazdaki durumuna geçer. Bakara Sûresine geçince, onun Medenî olduğunu zikreder ve bu sûrede 25500 harf, 6111 kelime ve 286 âyet bulunduğunu zikreder. Bu sûrenin nüzulü hakkında rivayet edilen haberleri nakletikten sonra, sûrenin ilk âyeti  olan  ve bazı  sûrelerin  başlarında bulunan el-Hurûfu’l-Mukatta’a hakkında âlimlerin ihtilaflarını ve pek çoğunun, onları müteşâbihattan addetmiş olduklarını, mümin olarak onların te’vilini Allah’a havale ederiz dediklerini ve Ebû Bekr es-Siddık’ın “Her kitap için bir sır vardır, Kur’ân-ı Kerîm’de da Allah’ın sırrı sûrelerin evvelinde olanlardır” dediğini, nakleder.

Şimdi biraz da tefsirinden alacağımız örnekler üzerinde duralım. Alacağımız bu önekler, Muhammed Hüseyn ez-Zehebi’nin “et-Tefsir ve’l-Müfessirûn” adlı eserinden alınmış ve yukarıda zikrettiğimiz İstanbul’daki nüsha ile karşılaştırılmış ve onlardan bazı pasajlar zikredilmesi uygun görülmüştür:

Bu  âyette,  efali  medh  ve  zem  olan   ve  kelimelerinin  mazi  fiil olduklarını medh ve zem ifâde ettiklerini ve fiiler gibi tasrif olunmadıklarını ifade etmektedir.

Bu âyette, kelimesini ince bir şekilde tahlil ederek vecihleri üzerinde durmakta, Arapların bu kelimeyi ne şekilde kullandıklarını, şiirlerden deliller getirerek örnekler vermektedir.

Burada da hakkında bilgi verir.

Burada da kelimesinin aslını tahlil eder ve ibaredeki irab durumu hakkında bilgi verir.

Bu âyette fıkhî meselelere temas ederek, bu hususta zikredilen sözler, ihtilâflar ve delilleri serdeder. Ölümden sonra, tereke, varisler ve paylarını tadâd etmekte ve İslâm’dan evvelki miras durumundan bahsetmektedir. Veresenin 10 erkek, 7 kadın olmak üzere 17 kişi olduğunu, ve kimlerin ne miktar alacağı ve nihayet veresenin aksamı ve farâiz meseleleri izah edilir.

Burada Mut’a nikâhı hususunda âlimlerin görüşleri ve delilleri serdedilmektedir. Bu âyetin mut’aya delâlet ettiğine dâir İbn Abbas’a dayanan rivayetleri, Hz. Peygamber’in bunu nehyetmeyip, Hz. Ömer’in nehyettiğine dâir rivayetleri, buna cevaz verenleri, ayetin mensûh olduğunu söyleyenleri ve mut’ayı haram görenleri zikreder. Nihayet İmâm eş-Şâfi’îye âit “İslâm’da, evvela helâl edilip sonra haram kılman, yine helâl edilip yine haram kılınan mut’adan başka birşey bilmiyorum” haberini nakleder:

Burada kelimelerine, selefin ne şekilde mânâlar verdiğini ve beş fıkıh mezhebine göre âyetin hükmünü beyân eder: Şâfi’îye göre, bir erkek, bir kadına bedeni ile dokunsa, bu velev ki el bile olsa abdesti bozulur. Bu, İbn Mes’ûd, İbn Ömer, Zührî ve Rabia kavilleridir. el-Evzâii’ye göre, eğer dokunma el ile ise abdesti bozar, elin gayrisi bozmaz. Mâlik b. Enes, Leys b. Sa’d, Ahmed b. Hanbel ve İshâk b. Râhuye, eğer dokunma şehvetle olursa abdesti bozar, şehvetsiz olursa bozmaz. Ebû Hanife ve Ebû Yusuf, eğer dokunma fahiş bir şekilde, intişâr vâki olacak şekilde olursa abdesti bozar, bunun dışındakiler bozmaz dediler. Bundan sonra, Şâfi’înin, Peygamber’in biat’i bile el dokunması ile yapılmadığına dair delili ile diğer delilleri serdeder.

Hakikatten ziyâde hayale yakın olan bu haberlerde görüldüğü gibi ye’cüc ve me’cüc kelimelerinin aslı onların evsafı ve izahları hakkında görüşler tadâd edilmektedir. Keza Kehf Sûresi’nin 10. âyetinde geçen ibaresi hakkında, Süddî ve Vehb’den gelen Ehl-i Kehfin isimleri ve mağaraya giriş­leri ile Ka’bu’l-Ahbâr’dan gelen diğer garip haberler sıralanır. Meryem Sûresinin 27. âyetinde geçen ibaresi hakkında, son derece garip ve hakikatten uzak haberlere rastlanır. Sa’lebi, selefin tefsirinden naklettiği haber­lerin sıhhatini tetkik etmemektedir. Sûrelerin faziletlerine dâir Ubeyy b. Ka’ba ulaşan mevzu haberleri de bu tefsirde bulmaktayız.

Bu tefsir, çeşitli faydalı bilgileri ihtiva etmekle beraber, fazlaca İsrâiliyâta dalmış olması ve hadisler seçilirken dikkat edilmemesi gibi sebeplerle tenkit edilmiştir. Gerek İbn Teymiyye ve gerekse el-Kettânî bu eserin mevzu hadisler ve bâtıl kıssalarla dolu olduğunu söylemektedirler. Hakikatte Sa’lebî, hadis ilminde mühim bir şahsiyet değildir. O, mevzu olan hadisle mevzu olmayanı tefrik dahi edememeştir. Hattâ tefsirinde, diğer âlimlerin rivayetinden çekindikleri, Ali ve ehlibeyti hakkında uydurulmuş olan Şia rivayetlerine bile rastlanır. Her ne kadar bu eser mevzu haberleri ve İsrâiliyâtı ihtiva etme yönünden eleştiriliyorsa da, tefsir tarihi yönünden devrinde mühim bir fonksiyon ifâ etmiş olması bakımından ehemmiyeti hâizdir.

Kaynak: Tefsir Tarihi, İsmail Cerrahoğlu, Fecr Yayınevi

Yorumlar kapalı.